Makale

New York'ta Dört Gün: BM 81. Genel Kurulu'nda Türkiye'nin Savunma Diplomasisi

BM 81. Genel Kurulu haftasında kürsü BM'nin güvenlik mimarisini eleştirdi; Türkevi'ndeki temaslar ise güney sınırı, Karadeniz, hava gücü ve savunma ihracatını masa masa yeniden düzenlemeye çalıştı.

New York'ta Dört Gün: BM 81. Genel Kurulu'nda Türkiye'nin Savunma Diplomasisi

Kürsüde reform ve Gazze vardı; Türkevi'ndeki masalarda ise F-35'ten Başika'ya, Karadeniz'den Eurofighter'a uzanan bir savunma gündemi

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu haftası, dışarıdan bakınca bir konuşma yarışıdır. Liderler sırayla kürsüye çıkar, on beş dakikada dünyaya seslenir, salondan ayrılır. Oysa asıl iş kürsünün arkasında, koridorlarda ve karşı kaldırımdaki binalarda yapılır. Türkiye'nin 20–24 Eylül 2026 arasındaki New York programı da böyle okunmalı. Tez şu: Kürsüdeki konuşma BM'nin güvenlik mimarisini eleştirdi; Türkevi'ndeki temaslar ise Türkiye'nin kendi güvenlik mimarisini, yani güney sınırını, Karadeniz'i, hava gücünü ve savunma ihracatı ağını, masa masa yeniden düzenlemeye çalıştı. Bu yazı o dört günü kronolojik sırayla izliyor ve her durağı savunma merceğinden okuyor.

Hangi dünyaya gidildi?

BM 81. Genel Kurulu 8 Eylül'de açıldı; liderlerin genel görüşmeleri 22 Eylül'de başladı. Bu yılın teması "Güveni yeniden tesis etmek, dönüşümü yönetmek: Herkes için sonuç veren bir Birleşmiş Milletler" olarak belirlendi. New York'ta yaklaşık 130 ülkenin lider düzeyinde temsil edilmesi bekleniyordu.

Takvimi belirleyen ise tema değil, sahadaki tablo oldu. ABD ile İran arasındaki savaş yedinci ayına girmişti; Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiği aksamış, ABD İran limanlarına deniz ablukası uyguluyordu. Gazze'de ateşkes ilan edilmiş, ama sivil kayıplar durmamıştı. Rusya–Ukrayna savaşı Karadeniz'deki seyrüsefer güvenliğini hâlâ tehdit ediyordu.

Türkiye bu haftaya iki taze başlıkla geldi. Temmuz'da NATO zirvesine Ankara ev sahipliği yapmıştı. 7 Ağustos'ta ise Suudi Arabistan ve Pakistan ile Mekke Ortak Savunma Anlaşması imzalanmıştı. Kasım'da ise Türkiye COP31 İklim Zirvesi'ne ev sahipliği yapacak. New York'taki davetlerin önemli bir kısmı bu takvimin uzantısıydı.

Heyetin yapısı da gündemi ele veriyordu. İlk ikili görüşmede Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yanında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Ticaret Bakanı Ömer Bolat'ın yanı sıra Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün de oturuyordu.

Kronoloji

20 Eylül, Pazar — Varış

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye saatiyle 22.50'de "TUR" uçağıyla New York'a indi. Program 20–23 Eylül için açıklanmıştı: Genel Kurul'a hitap, BM Genel Sekreteri ile görüşme, ikili liderler görüşmeleri, Türk-Amerikan iş çevreleri, düşünce kuruluşları ve ABD'deki Türk toplumuyla buluşmalar.

Varıştan önce Washington'dan çelişkili sinyaller gelmişti. ABD'nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack iki liderin New York'ta görüşeceğini söylemiş, Beyaz Saray'dan bir yetkili ise Trump'ın programında Erdoğan ile planlanmış bir ikili görüşme bulunmadığını açıklamıştı. Bu belirsizlik hafta boyunca çözülmedi; aşağıda göreceğimiz gibi iki lider aynı salonda buluştu, ama resmî bir ikili görüşme kaydı oluşmadı.

21 Eylül, Pazartesi — Türkevi'nde ilk gün

Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan havalimanından BM Genel Merkezi'nin karşısındaki Türkevi'ne geçti. Binanın girişinde bekleyen kalabalıkla kısa bir süre sohbet etti. Günün geri kalanı, Genel Kurul açılmadan önceki "sessiz" diplomasiye ayrıldı.

Vietnam. İlk ikili görüşme Vietnam Devlet Başkanı To Lam ile yapıldı. Masada Savunma Sanayii Başkanı'nın bulunması tesadüf değildi. Erdoğan, iki ülke arasında yatırım ve savunma sanayii başta olmak üzere birçok alanda işbirliğini geliştirmek için çalıştıklarını söyledi. Görüşmenin ayrıntıları açıklanmadı; ancak Güneydoğu Asya'daki bir ülkeyle ilk resmî temasta savunma sanayii başlığının bu kadar öne çıkması dikkat çekiciydi.

Libya. Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed Yunus el-Menfi ile görüşmeye Enerji Bakanı Alparslan Bayraktar da katıldı. Libya, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanı mutabakatının ve askerî eğitim işbirliğinin tarafı olan ülke. Enerji başlığı burada doğrudan deniz güvenliğiyle iç içe.

Kuveyt, Kosova, Lübnan, Gürcistan. Aynı gün Kuveyt Veliaht Prensi Sabah Halid el-Hamed es-Sabah, Kosova Başbakanı Albin Kurti, Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam ve Gürcistan Başbakanı İrakli Kobahidze Türkevi'nde kabul edildi. Görüşmelerin ayrıntıları basına kapalı tutuldu. Bu dört isim birlikte okunduğunda üç ayrı güvenlik çemberi görülüyor: Körfez, Balkanlar ve Kafkasya. Kosova, Türk SİHA'larını envanterine katan Balkan ülkelerinden; Gürcistan ise Türkiye ile askerî eğitim işbirliği süren bir komşu.

İş dünyası. Erdoğan, ABD'li iş insanı Patrick Soon-Shiong'u da kabul etti.

Akşam: "100 Yıllık Dostluk" galası. Günün kapanışı, ABD Ticaret Odası ile ABD-Türkiye İş Konseyi'nin iki ülke ilişkilerinin 100. yılı adına düzenlediği galaydı. Konsey Başkanı Hamdi Ulukaya'nın ev sahipliğindeki geceye ABD'den senatörler, Temsilciler Meclisi üyeleri, diplomatlar ve iş dünyası temsilcileri katıldı. Gala sembolik görünse de Washington'da yaptırım ve lisans kararlarını etkileyen Kongre üyelerini aynı salonda buluşturması bakımından savunma gündemiyle doğrudan bağlantılıydı.

22 Eylül, Salı — Kürsü günü

Genel Kurul konuşması. Genel görüşmelerin ilk günü, Brezilya ve ABD'nin ardından söz alan Erdoğan, Genel Kurul'a 16. kez hitap etti. Konuşmanın omurgası BM'nin işlevsizliğiydi: 81 yıl önce uluslararası barış ve güvenliği korumak için kurulan örgütün artık bu görevi yerine getiremediğini söyledi. Son 12 ayın, 60'ı aşkın çatışma ve savaşla, son 30 yılın en kanlı dönemlerinden biri olarak tarihe geçtiğini vurguladı.

Reform çağrısı Türkiye'nin bilinen formülüyle kuruldu: 190'ı aşkın ülkenin iradesinin beş ülkenin keyfine bağlı olduğu bir sistemin adil olmadığını söyledi ve Güvenlik Konseyi'nin "dünya beşten büyüktür" ilkesine göre mutlaka yeniden yapılandırılması gerektiğini tekrarladı.

Konuşmanın en sert bölümü Gazze'ydi. Erdoğan, ilan edilen ateşkese rağmen Gazze'de 1.300'ü aşkın sivilin öldürüldüğünü söyledi; Gazze'yi "çağımızın en insanlık dışı, en utanç verici toplama kampı" olarak nitelendirdi ve Batı Şeria'daki yasa dışı yerleşimci şiddetine dikkat çekti. Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın ABD'nin vize vermemesi nedeniyle New York'ta bulunamadığını hatırlatıp Türkiye'nin özgür ve egemen Filistin devletinin sesi olmaya devam edeceğini söyledi. İsrail heyeti konuşma sırasında salonu terk etti; Filistin temsilcileri ise alkışladı.

Konuşmanın savunma açısından en dikkat çekici cümlesi ise Avrupa'yla ilgiliydi: "Türkiye'yi güvenlik mimarisinin dışında tutan bir Avrupa'nın daha güçlü ve daha güvenli olması mümkün değildir." Erdoğan bu cümleyi 1952'den beri süren NATO üyeliğine ve Temmuz'daki Ankara zirvesine dayandırdı. Ukrayna için ise savaşın ülkenin toprak bütünlüğü ve egemenliği korunarak sona ermesini desteklediğini söyledi.

BM Genel Sekreteri. Konuşmanın ardından BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ile görüşüldü. Gündem, haftanın güvenlik haritasının özeti gibiydi: Gazze, Batı Şeria, Kudüs, iki devletli çözüm, İran, Ukrayna, Hürmüz Boğazı, Karadeniz'de seyrüsefer güvenliği ve Kıbrıs.

Katar ve Senegal. Katar Emiri Temim bin Hamed Al Sani ile yatırım, ticaret, enerji arzı ve ulaştırma koridorlarının yanında savunma sanayii ele alındı. Senegal Cumhurbaşkanı Bassirou Diomaye Faye ile görüşmenin ayrıntıları açıklanmadı.

Birleşik Krallık. Temmuz'da göreve gelen Başbakan Andy Burnham ile Erdoğan'ın ilk yüz yüze görüşmesi yapıldı. Gündemde ikili ilişkiler, savunma sanayii, ticaret, Gazze, Batı Şeria, İran, Ukrayna, Hürmüz, Karadeniz ve Kıbrıs vardı. Bu görüşmenin arka planında Türkiye'nin geçen yıl imzaladığı Eurofighter Typhoon alımı duruyor. Londra'da yönetim değişse de iki taraf savunma ve ticarette işbirliğini ilerletme hedefini teyit etti.

Japonya. Başbakan Takaiçi Sanae ile ticaret, enerji ve altyapının yanında savunma sanayii, Suriye, Gazze ve Ukrayna'nın yeniden imarı konuşuldu; Erdoğan, Takaiçi'yi COP31 Liderler Zirvesi'ne davet etti.

İran masası. Günün en ağır oturumu ABD Başkanı Donald Trump'ın BM Genel Merkezi'nde düzenlediği İran toplantısıydı. Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri ile Mısır, Ürdün, Suriye, Irak ve Lübnan'ın lider ya da dışişleri bakanı düzeyinde katıldığı toplantıda Türkiye'yi Erdoğan temsil etti. Trump toplantının ardından İran'la bir anlaşma için "büyük bir ivme" bulunduğunu söyledi. Aynı gün ABD ve İranlı yetkililerin arabulucular aracılığıyla görüştüğü de açıklandı.

Polonya ve Bangladeş. Türkevi'ne dönen Erdoğan, Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki ile ticaret, savunma sanayii, Rusya–Ukrayna savaşı ve Karadeniz'de seyrüsefer güvenliğini; Bangladeş Başbakanı Tarık Rahman ile kurumsal işbirliği, savunma sanayii, ticaret ve Arakanlı Müslümanlara insani yardımı görüştü. Polonya, NATO'nun doğu kanadında savunma harcamasını en hızlı artıran ülkelerden; Bangladeş ise Türk savunma ürünlerinin Güney Asya'daki alıcılarından. İkisi de aynı gün, aynı binada.

Suriye'den bir not. Aynı gün Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara, bir düşünce kuruluşunun New York'taki etkinliğinde kuzeybatı Suriye'deki Türk üslerine yasal statü kazandırma aşamasına girdiklerini söyledi. Şara'ya göre üslerin sayısı azalmıştı ve düzenleme Halk Meclisi onayına bağlı olacaktı. Aynı konuşmada Suriye'nin yakın gelecekte yabancı askerî varlığa ihtiyaç duymayacağını da ekledi. Açıklama, Türkiye'nin Suriye'deki ileri konuşlanmasının hukuki zeminini doğrudan gündeme taşıdı.

Akşam: Trump resepsiyonu. Gün, Trump'ın Lotte New York Palace Oteli'nde liderler onuruna verdiği ve basına kapalı resepsiyonla kapandı. Erdoğan da katılımcılar arasındaydı. İki lider arasında ne konuşulduğu açıklanmadı.

23 Eylül, Çarşamba — Anlaşmalar günü

Üçüncü gün, haftanın somut çıktılarının alındığı gün oldu. Üç kritik görüşmenin üçü de Türkevi'nde yapıldı.

Ermenistan. Başbakan Nikol Paşinyan ile normalleşme süreci, ticaret ve ulaştırma alanlarındaki adımlar ile Azerbaycan–Ermenistan barış süreci ele alındı. Erdoğan normalleşme sürecini desteklediklerini vurguladı ve Paşinyan'ı COP31 Liderler Zirvesi'ne davet etti. Güney Kafkasya'da kalıcı bir barışın, Türkiye'nin doğu sınırındaki güvenlik yükünü hafifletmesi beklenebilir.

Irak: Sincar ve Başika. Haftanın savunma açısından en ağırlıklı belgesi Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi ile yapılan görüşmenin ardından yayımlanan ortak açıklamaydı. İki ülke güvenlik işbirliğini derinleştirme, Sincar'da devletin tam otoritesini tesis etme ve bölgedeki yasaklı yabancı silahlı unsurların varlığına son verme konusunda uzlaştı. Açıklamanın en dikkat çekici maddesine göre Türk kuvvetleri, Irak'ın bu güvenlik adımlarında kaydedeceği ilerlemeye bağlı olarak, üzerinde uzlaşılan mekanizma ve takvim çerçevesinde Başika-Zilkan üssünü kademeli olarak Irak Federal Hükümeti'ne devredecek. Taraflar ayrıca ticaret ve yatırım hacmini artırma ve Kalkınma Yolu Projesi'ni hızlandırma kararı aldı.

Ukrayna. Devlet Başkanı Volodimir Zelenski ile yaklaşık yarım saatlik görüşmede ikili ilişkiler, savaşın seyri, Karadeniz'de seyrüsefer güvenliği, enerji, madencilik ve savunma sanayii işbirliği ele alındı. Zelenski, iki ülke arasındaki serbest ticaret anlaşmasıyla ticaret hacmini 1 milyar dolardan 10 milyar dolara çıkarmayı hedeflediklerini söyledi. Ukrayna tarafının açıklamasına göre görüşmede deniz ihracat koridorunun yeniden işletilmesi, denizde olası bir ateşkes ve bir insansız hava aracı (İHA) anlaşması da konuşuldu. Zelenski ayrıca savaşı sona erdirmeye yönelik üçlü bir zirveye Türkiye'nin ev sahipliği yapmasına "çok açık" olduklarını belirtti.

İş dünyası. Türk-Amerikan İş Konseyi toplantısında Erdoğan, ABD ile ticaret hacminde yakın vadede 100 milyar dolar hedefini tekrarladı. Enerji koridorlarında Bakü-Tiflis-Ceyhan'dan TANAP'a Türkiye'nin en güvenilir güzergah olduğunu, ABD'nin Türkiye'nin LNG tedarikçileri arasında ilk sırada yer aldığını söyledi. Savunma sanayii için ise NATO standartlarında üretim yaptığını ve müttefiklerin tedarik güvenliğine destek verebilecek kapasiteye ulaştığını vurguladı. Bu cümle, Avrupa'nın mühimmat ve savunma tedariki arayışına Türkiye'yi bir çözüm ortağı olarak sunma çabasının bir parçası olarak okunabilir.

Akşam. Gün, BM Genel Sekreteri'nin iklim etkinliği, ABD'deki Türk toplumuyla buluşma ve Türk-Amerikan ile Müslüman sivil toplum kuruluşlarının ortak programıyla tamamlandı.

24 Eylül, Perşembe — Dönüş öncesi değerlendirme

Erdoğan, New York'tan ayrılmadan önce gazetecilerin sorularını yanıtladı. Açıklamaların ağırlık merkezi yine savunmaydı.

F-35. Trump'ın Türkiye'nin F-35 programına dönüşü konusunda "olumlu bir irade" ortaya koyduğunu, bu iradenin somut adımlara dönüşmesini beklediklerini ve temasların sürdüğünü söyledi. Hemen ardından önceliği yerli kapasiteye çekti: KAAN başta olmak üzere savaş uçağı ve hava savunma sistemlerindeki gelişmelerin "çok, çok önemli" olduğunu belirtti.

Eurofighter. Birleşik Krallık ile Eurofighter konusunda yürütülen çalışmaların sürdüğünü teyit etti.

Yunanistan. Atina'dan gelen F-35 itirazlarına ilişkin soruya, Türkiye'nin Yunanistan'ın düşmanı değil, komşusu ve NATO çatısı altında müttefiki olduğunu söyledi; ilişkilerin seçim malzemesi yapılmaması gerektiğini ekledi. Türkiye'nin önceliğinin kendi hakları, güvenliği ve Adalar Denizi ile Doğu Akdeniz'de barış ve istikrarın korunması olduğunu vurguladı.

Hürmüz. Boğazın gemi trafiğine kapatılmasına karşı olduklarını, seyrüsefer serbestisinin esas olduğunu ve yeni cepheler yerine yeni diplomasi kanallarının açılması gerektiğini söyledi.

Mekke Anlaşması. 7 Ağustos'ta imzalanan üçlü anlaşmanın karşılaşabileceği sınamaların sürpriz olmadığını, kurumsallaştıkça uygulamanın güçleneceğini ifade etti.

Irak ve iç güvenlik. Irak ile yeni dönemin olumlu başladığını, Sincar'da artık Irak hükümetinin otoritesinin hâkim olacağını söyledi. "Terörsüz Türkiye" hedefine "çok yakın" olduklarını da ekledi.

Savunma merceğinden: Dört gün neyi değiştirdi?

Kronoloji bir kenara konduğunda, New York haftası dört savunma dosyasını aynı anda ileri taşıdı.

Güney sınırı. Irak ile ortak açıklama, Türkiye'nin sınır ötesindeki kalıcı askerî varlığını karşılıklı bir mekanizma ve takvime bağlıyor. Başika-Zilkan devri koşula bağlı; koşul da Sincar'ın yasaklı silahlı unsurlardan arındırılması. Aynı gün Suriye cephesinde Şam'ın Türk üslerine yasal statü tanıma sürecini açıklaması, bu iki gelişmeyi birlikte okumayı gerektiriyor: Türkiye'nin güneydeki ileri konuşlanması, fiilî durumdan hukuki ve pazarlıklı bir düzene geçiyor.

Batı hava gücü. F-35 için bir sözleşme değil, bir niyet beyanı var. Eurofighter hattı ise imzalanmış ve süren bir süreç. Erdoğan'ın cevabındaki sıralama, yani önce müttefik uçağı, ardından hemen KAAN ve hava savunması, Ankara'nın iki kanallı stratejisinin özeti gibiydi.

Karadeniz. Ukrayna ile görüşme, ticaretin yanı sıra deniz koridoru, denizde ateşkes ve İHA işbirliğini masaya getirdi. Boğazlar'ı Montrö Sözleşmesi çerçevesinde yöneten Türkiye, Karadeniz'de konuşulacak her deniz ateşkesi formülünün doğal parçası.

İhracat ve ortaklık ağı. Vietnam, Bangladeş, Polonya, Japonya, Katar, Kuveyt, Kosova ve Gürcistan görüşmelerinin hepsinde savunma sanayii başlığı resmî gündemde yer aldı. Savunma Sanayii Başkanı'nın heyette bulunması, bu başlığın protokol maddesi olmadığını gösteriyor.

Ne kazandırdı?

Somut bir belge. Irak ile ortak açıklama, haftanın imzalı ve takvimli tek güvenlik çıktısı. Kuzey Irak'taki terörle mücadele yükünün Bağdat ile paylaşılması, sahadaki kuvvetlerin başka görevlere kaydırılmasına zemin hazırlayabilir.

Avrupa'ya net bir mesaj. "Türkiye'siz Avrupa güvenliği olmaz" tezi, NATO zirvesinin hemen ardından en geniş kürsüden dile getirildi. Bu, Avrupa'nın savunma sanayii programlarına Türk katılımı tartışmasına diplomatik bir dayanak sağlıyor.

Karadeniz'de arabuluculuk kapasitesi. Zelenski'nin üçlü zirve için Türkiye'yi adres göstermesi, Ankara'nın savaşın iki tarafıyla da konuşabilen nadir aktörlerden biri olma konumunu koruyor.

Pazar çeşitliliği. Tek haftada Güneydoğu Asya'dan Doğu Avrupa'ya, Körfez'den Balkanlar'a uzanan liderlerle savunma sanayii konuşulması, ihracat ağının coğrafi olarak genişleme eğiliminde olduğuna işaret ediyor.

Gelecek ufku

Bazı gelişmeler olumlu bir yönde büyüyebilir; ama derecelerini ayırmak gerekiyor.

Resmî olarak açıklanan: Başika-Zilkan'ın kademeli devri için bir mekanizma ve takvim üzerinde uzlaşıldı. Takvimin ayrıntıları kamuoyuyla paylaşılmadı.

Analitik ihtimal: Irak ve Suriye'deki ileri konuşlanmanın hukuki bir çerçeveye oturması, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kara gücünün bir kısmını güney sınırındaki sürekli görevden Karadeniz, Doğu Akdeniz veya ittifak taahhütleri gibi dış caydırıcılık katmanlarına yönlendirmesine alan açabilir.

Analitik ihtimal: Ukrayna ile bir İHA anlaşmasının hayata geçmesi, savaş koşullarında test edilmiş üretim tecrübesiyle Türk insansız sistemler sanayii arasında ortak üretim ve geliştirme kapısı aralayabilir. Bu henüz imzalanmış bir anlaşma değil.

Temenni düzeyinde: F-35'e dönüşün somut bir takvime bağlanması. Bugün elde yalnız bir siyasi beyan var.

Riskler ve sınırlar

Trump ile resmî bir ikili görüşme yapılmadı. İki lider İran toplantısında ve resepsiyonda aynı salondaydı; ama haftanın sonunda F-35 veya yaptırımlar üzerine imzalanmış, yayımlanmış bir metin çıkmadı. "Olumlu irade" bir sözleşme değil; ABD mevzuatının öngördüğü şartlar ve Kongre onayı yerinde duruyor.

Başika devri koşula bağlı. Devir, Irak'ın Sincar'da ilerleme kaydetmesine bağlandı. Bu ilerlemenin nasıl ölçüleceği ve kim tarafından doğrulanacağı açık değil. Takvim kayarsa, belge bir yükümlülükten çok bir niyet beyanına dönüşebilir.

Suriye'de iki yönlü açıklama. Şam, Türk üslerine yasal statü tanıyacağını söylerken aynı nefeste yakın gelecekte hiçbir yabancı askerî varlığa ihtiyaç duymayacağını da ekledi. Yasal statünün süresi ve kapsamı belirsiz.

Kürsüdeki sertlik, masadaki bedel. Gazze bölümü ve İsrail heyetinin salonu terk etmesi, Washington'da Türkiye'ye yönelik savunma satışlarına itiraz eden çevrelerin argümanlarına malzeme olabilir. Atina'nın F-35 itirazı da aynı haftada gündemdeydi.

Hürmüz belirsizliği. Trump'ın iyimser açıklamalarına rağmen İran savaşı sürüyor. Körfez'deki bir tırmanma, Mekke Anlaşması'nın yükümlülüklerini Türkiye'nin beklediğinden erken sınayabilir.

Sonuç

New York haftası iki katmanda okunmalı. Kürsüde Türkiye, BM'nin güvenlik mimarisinin çöktüğünü söyledi ve Avrupa'nın güvenlik mimarisinde kendine yer istedi. Türkevi'nde ise kendi güvenlik mimarisini tek tek düğümleyerek kurmaya çalıştı: güneyde Irak ile takvimli bir devir, Suriye'de hukuki statü, Karadeniz'de Ukrayna ile deniz ve İHA başlıkları, batıda F-35 ile Eurofighter arasında dengelenen bir hava gücü planı.

Bu düğümlerin hiçbiri henüz tam olarak atılmış değil. Irak belgesi koşullu, F-35 beyanı sözlü, Ukrayna'daki İHA anlaşması konuşma aşamasında. Haftanın asıl değeri, bu dosyaların aynı anda ve aynı yerde masaya konmuş olması. Önümüzdeki aylarda ölçülmesi gereken şey konuşmaların tonu değil, Başika'daki devir takviminin ve F-35 cephesindeki "somut adımın" gerçekten gelip gelmediği.


Kaynakça

  • T.C. İletişim Başkanlığı
  • Anadolu Ajansı
  • Birleşmiş Milletler Haber Merkezi
  • TRT Haber
  • Hürriyet
  • Al Jazeera
  • Euronews
  • Al-Monitor
  • Ukrayna Devlet Başkanlığı
  • Hürriyet Daily News