ABD’den UGM-133 Trident II hamlesi

Tulu Berke Saz Tulu Berke Saz / 21.02.2026 18:15
ABD’den UGM-133 Trident II hamlesi

ABD’nin denizaltından fırlatılan balistik füzesi olan UGM-133 Trident II, onlarca yıllık stratejik planlama, mühendislik birikimi ve caydırıcılık doktrinini tek bir sistemde birleştirildi.

Tasarımındaki teknolojik atılımlardan küresel güvenlikteki rolüne kadar Trident II, denizaltı konuşlu nükleer caydırıcılığın belkemiğini oluşturuyor ve müttefiklik ilişkilerinden ulusal savunma stratejilerine kadar geniş bir etki alanı yaratıyor.

Su altından konuşlu denizaltılardan ateşlenen Trident II, nükleer caydırıcılığın deniz ayağını oluşturan hayatta kalabilir ikinci vuruş kabiliyeti sağlıyor.

Gelişimi ve teknik özellikleri

UGM-133 Trident II (D5), ABD ve Birleşik Krallık’ın deniz konuşlu nükleer caydırıcılığının temelini oluşturan uzun menzilli bir SLBM’dir. Hassasiyet, hayatta kalabilirlik ve güvenilirlik odaklı tasarımı sayesinde nükleer üçlünün deniz ayağının 21. yüzyılda da güçlü ve inandırıcı kalmasını sağlıyor. Gelişmiş güdüm sistemleri, uzun menzil ve esnek harp başlığı konfigürasyonu, sistemi şimdiye kadar konuşlandırılmış en gelişmiş stratejik silahlardan biri haline getiriyor.

Trident II, 1980’lerde Lockheed Martin tarafından önceki Trident I füzesinin yerine geliştirilmiştir. Amaç; daha uzun menzil, daha yüksek hassasiyet ve gelişmiş füze savunmalarını aşabilecek bir sistem ortaya koymaktı. Füze 1990 yılında ilk operasyonel kabiliyete ulaştı ve sonraki yıllarda modern tehditlere karşı etkinliğini korumak için birçok ömür uzatma ve hassasiyet artırma modernizasyonundan geçti.

ABD Donanması’nda başlangıçta Ohio sınıfı nükleer denizaltılarda konuşlandırılan sistem, halen inşa aşamasındaki yeni nesil Columbia sınıfı denizaltılara da entegre edilmektedir. Birleşik Krallık’ta ise Vanguard sınıfı denizaltılara uyarlanarak ülkenin deniz konuşlu nükleer caydırıcılığının ana unsurunu oluşturmuştur.

Teknik olarak Trident II; üç kademeli katı yakıtlı bir füze olup yaklaşık 7.400 kilometre menzile sahiptir. Çoklu bağımsız hedeflenebilir yeniden giriş araçları (MIRV) taşıma kapasitesi sayesinde tek bir füze birden fazla hedefi yüksek hassasiyetle vurabilir. Kesin harp başlığı sayısı gizli tutulmakla birlikte, konfigürasyona bağlı olarak sekiz adede kadar nükleer başlık taşıyabildiği değerlendirilmektedir.

Sistem ayrıca basınçlı tüpten gaz jeneratörü ile su yüzeyine çıkarılarak ateşlenen su altı fırlatma kabiliyeti, katı yakıtlı hızlı ivmelenme, uydu güncellemeleriyle desteklenen ataletsel seyrüsefer sistemi ve bağımsız hedefleme yeteneği gibi ileri tasarım özelliklerine sahiptir.

Stratejik caydırıcılıktaki rolü

Trident II yalnızca bir silah değil, stratejik istikrarın temel araçlarından biridir. Gizlilik kabiliyeti yüksek balistik füze denizaltılarında konuşlu olması, onu nükleer üçlünün en hayatta kalabilir unsuru haline getirir ve güvenilir ikinci vuruş kapasitesini garanti eder.

Bu durum, potansiyel rakiplerin kara konuşlu füzeleri veya bombardıman uçaklarını imha etseler bile denizde görev yapan Trident II sistemlerinin karşılık verebileceğini varsaymak zorunda kalmaları anlamına gelir. Böylece nükleer saldırının kaçınılmaz karşılık doğuracağı algısı üzerinden caydırıcılık sağlanır.

Deniz konuşlu olması nedeniyle sistem doğal olarak mobil ve tespit edilmesi zor bir yapıdadır. Denizaltılar geniş okyanus alanlarında devriye gezebilir ve çoğu zaman düşman tespitinden uzak bölgelerde faaliyet gösterebilir. Bu da sürekli ve öngörülemez bir tehdit oluşturarak caydırıcılığın temelini güçlendirir.

İlk konuşlandırılmasından bu yana Trident II sürekli modernizasyon programlarından geçirilmiştir. Güdüm sistemleri, güvenilirlik ve yeni nesil denizaltılarla entegrasyon alanındaki iyileştirmeler sayesinde sistemin 2040’lı yıllara ve sonrasına kadar operasyonel kalması hedeflenmektedir. Hawaii’deki Pasifik Füze Test Sahası’nda gerçekleştirilen düzenli test atışları da sistemin doğruluk ve hazır olma seviyesini teyit etmektedir.

Trident II’nin etkisi yalnızca ABD ile sınırlı değildir; Birleşik Krallık’ın deniz konuşlu nükleer caydırıcılığını da destekleyerek transatlantik güvenlik mimarisine katkı sağlar. Ortak füze sistemi kullanımı müttefikler arası koordinasyonu güçlendirirken standart ve güvenilir bir caydırıcılık altyapısı oluşturur.

Sonuç olarak UGM-133 Trident II, çatışmayı önlemek amacıyla tasarlanmış stratejik bir güvence niteliği taşır. Menzil, hassasiyet ve hayatta kalabilirlik açısından ulaştığı seviye sayesinde ABD ve müttefik denizaltı filolarını nükleer üçlünün en güvenilir unsuru olarak konumlandırmaya devam etmektedir.

Kaynak: m5Dergi

Son Haberler