ABD

Algoritmik devletçilik: ABD’nin yapay zeka stratejisinde yeni güvenlik modeli

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve İletişim Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sefer Kalaman, ABD’nin OpenAI'ın GPT-5.6

Algoritmik devletçilik: ABD’nin yapay zeka stratejisinde yeni güvenlik modeli

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve İletişim Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sefer Kalaman, ABD’nin OpenAI’ın GPT-5.6 modeline sınırlama getirmesinin ne anlama geldiğini AA Analiz için kaleme aldı.

***

Son yıllarda yapay zeka teknolojilerinde yaşanan önemli gelişmeler, bu alanı sadece bir Silikon Vadisi inovasyonu olmaktan çıkararak küresel jeopolitiğin en kritik cephelerinden biri haline getirmiştir. ABD’nin Anthropic ve OpenAI gibi sektörün öncü aktörlerine yönelik üst üste aldığı kararlar, bu yapısal dönüşümün en somut örneklerindendir. Beyaz Saray’ın önce Anthropic’in Claude Mythos 5 modeline siber güvenlik endişeleriyle getirdiği kısıtlamaları belirli kurumlara şartlı izin vererek esnetmesi, ardından OpenAI’ın en gelişmiş modeli olan GPT-5.6 serisinin genel dağıtımını sınırlandırmasını talep etmesi, Washington’ın yapay zeka yönetiminde yeni bir döneme girdiğini göstermektedir.

Bu gelişmeler yalnızca iki teknoloji şirketini ilgilendiren idari kararlar olarak görülmemelidir. Aksine, yapay zekanın yönetim anlayışında önemli ve köklü bir değişimin başladığını göstermektedir. Bu durum, ABD’nin yapay zekayı artık sadece ekonomik veya teknolojik bir rekabet alanı olarak değil ulusal güvenlik, egemenlik, istihbarat ve askeri üstünlük çerçevesinde doğrudan kontrol edilmesi gereken kritik bir jeostratejik unsur olarak gördüğünü tescillemektedir. Son hamleler, ABD’nin geleneksel olarak ‘Önce geliştir, sonra düzenle’ yaklaşımından vazgeçerek, ‘Önce güvenliği değerlendir, sonra erişime izin ver’ anlayışına doğru net bir şekilde yöneldiğini kanıtlamaktadır.

Güvenlik stratejisinde yeni “koşullu izin” dönemi

Geleneksel olarak ABD’nin teknoloji politikası, serbest piyasa dinamiklerini destekleyen, sermaye akışını hızlandıran ve inovasyonun önünü açan esnek bir düzenleme anlayışına dayanmaktadır ancak üretken yapay zeka modellerinin yazılım geliştirme, biyoloji, kimya ve siber güvenlik gibi alanlarda insan kapasitesini önemli ölçüde aşmaya başlaması, devletlerin bu sistemleri yalnızca ticari ürünler olarak görmesini imkansız hale getirmiştir. Bugün gelişmiş bir büyük dil modeli, yalnızca metin üreten sıradan bir araç değildir. Bu sistemler, kritik altyapılardaki zafiyetleri analiz edebilen, karmaşık yazılımlar geliştirebilen, otonom siber silahlar üretebilme potansiyeline sahip ve hem siber savunma hem de siber saldırı kapasitesini katlayabilecek yıkıcı teknolojilerdir.

Dolayısıyla bu modeller, artık tam anlamıyla çift kullanımlı teknoloji niteliği kazanmıştır. Nükleer teknoloji veya gelişmiş yarı iletkenlerde olduğu gibi aynı algoritma hem sivil refah hem de askeri imha amaçlarıyla kullanılabilmektedir. Anthropic örneğinde yaşanan süreç, bu durumu açıkça ortaya koymuştur. ABD yönetimi, Mythos 5 ve Fable 5 modellerinin özellikle siber güvenlik alanında kötüye kullanılabileceği endişesiyle erişimi sınırlandırmış, daha sonra ise yalnızca güvenilir görülen belirli Amerikan kurumlarına kontrollü erişim izni vermiştir. Bu geri adım dahi tam anlamıyla bir serbestleşme değil devlet gözetiminde gerçekleştirilen katı bir erişim modelidir.

Benzer bir yaklaşımın OpenAI için de uygulanması, düzenlemelerin artık sadece şirket bazlı değil doğrudan teknoloji ve yetenek seviyesi üzerinden yürütüldüğünü göstermektedir. Beyaz Saray’ın GPT-5.6 modelinin ilk aşamada yalnızca hükümet tarafından uygun görülen sınırlı sayıdaki kuruma açılmasını istemesi, sivil teknoloji ile askeri güvenlik arasındaki çizginin silindiğinin kanıtıdır. Burada mesele, Anthropic veya OpenAI’ın kurumsal yapıları değildir. Asıl mesele, belirli bir kritik yetenek eşiğini aşan yapay zeka modellerinin doğrudan ulusal güvenlik kapsamına alınmasıdır.

Bu noktada akıllara şu kritik soru gelmektedir: ABD, neden kendi şirketlerinin küresel ticari rekabet gücünü sınırlayabilecek bir politika izlemektedir? İlk bakışta bu durum derin bir çelişki gibi görünse de Washington açısından kısa vadeli ticari kayıplar, uzun vadeli stratejik risklerden çok daha önemsiz görülmektedir. Gelişmiş modellerin kontrolsüzce küresel pazara yayılması, devlet destekli hacker gruplarının, organize suç örgütlerinin veya rakip ülkelerin bu teknolojilerden asimetrik birer çarpan olarak yararlanmasını kolaylaştırabilir. Rusya ve diğer stratejik rakiplerin siber operasyon kabiliyetlerini bu yolla artırma ihtimali, Beyaz Saray’ın ihtiyatlı kararlarında ana belirleyici unsurdur.

Aslında ABD’nin temel amacı yapay zeka gelişimini tamamen durdurmak değil bu gelişimin hızını ve yayılmasını devlet denetimi altında yönetmektir. Bu yaklaşım, Soğuk Savaş dönemindeki nükleer teknoloji yönetimine çarpıcı biçimde benzemektedir. Nasıl ki nükleer bilgi tamamen yasaklanmamış ancak sıkı ihracat kontrolleri ve uluslararası antlaşmalarla yönetilmişse bugün de sınırları zorlayan modeller, benzer bir küresel güvenlik rejimine doğru ilerlemektedir.

Çin’in yerli model arayışı karşısında siber kalkan stratejisi

Söz konusu kararların küresel ölçekteki en büyük yansıması, şüphesiz ABD-Çin rekabetinin yeni aşamasında gerçekleşmektedir. Son yıllarda ABD’nin Çin’e yönelik ileri seviye çip ihracatını sınırlandırması, yüksek performanslı GPU satışlarını kontrol altına alması ve yarı iletken üretim zincirlerini dost ülkelere kaydırarak yeniden şekillendirmesi, zaten teknolojik bir ayrışmanın başladığını göstermişti ancak şu anda Amerikan stratejisi kabuk değiştirmektedir. Kısıtlamalar, yalnızca donanımı değil yazılımı, algoritmaları ve bizzat yapay zeka modellerinin kendisini de kapsamaktadır.

Washington, Pekin yönetiminin tersine mühendislik, siber casusluk veya açık kaynaklı modeller üzerinden Amerikan yapay zeka yeteneklerini kopyalamasından ciddi biçimde endişe duymaktadır. Dolayısıyla, yapay zeka yarışında tabiri caizse sadece en hızlı koşmanın küresel liderlik için yetmediği, aynı zamanda en güvenli kaleyi inşa etmek gerektiği anlaşılmıştır. Bu durum, iki süper güç arasında teknolojik bir kutuplaşmayı pekiştirmektedir. Bir tarafta ABD’nin devlet denetimli ve stratejik filtrelerden geçmiş modeli, diğer tarafta ise Çin’in doğrudan devlet eliyle fonladığı ve veri havuzunu ideolojik olarak kontrol ettiği bir sistem yer almaktadır.

Ancak bu stratejinin merkezinde büyük bir paradoks bulunmaktadır. Çok sıkı devlet denetimi ve bürokrasi, ABD’nin stratejik üstünlüğünü koruyabileceği gibi inovasyon hızını ve Amerikan şirketlerinin küresel cazibesini de yavaşlatabilir. Nitekim OpenAI yönetimi de hükümet onayına dayalı bu erişim modelinin bir rutin veya kalıcı bir norm hale gelmemesi gerektiğini sitemkar bir dille ifade etmiştir. Şirket, güvenlik kaygılarının önemini kabul etmekle birlikte, geliştiricilerin, araştırmacıların ve işletmelerin ileri düzey modellere erişiminin uzun vadede sınırlandırılmasının inovasyon ekosistemine kalıcı zararlar vereceğini savunmaktadır.

Çin açısından bakıldığında ise ortaya çıkan tablo, tamamen farklı bir durum yaratmaktadır. ABD’nin uyguladığı her yeni kısıtlama, Çin’i yerli yapay zeka ekosistemini daha da hızlandırmaya teşvik etmektedir. Son yıllarda Çin’in sadece donanım bağımsızlığına değil temel büyük dil modellerini tamamen kendi kaynaklarıyla geliştirmek için devasa yatırımlar yaptığı görülmektedir.

Önümüzdeki dönemde bu tekno-milliyetçilik akımının yalnızca ABD ve Çin ile sınırlı kalmayacağı, Avrupa Birliği (AB), Körfez ülkeleri ve Asya-Pasifik bölgesindeki diğer aktörler arasında da benzer güvenlik odaklı kısıtlamaların yaygınlaşacağı öngörülebilir. Modellerin piyasaya sürülmeden önce devletlerin istihbarat ve güvenlik mekanizmalarınca denetimden geçmesi, kritik altyapılarda kullanılacak yazılımların lisanslanması ve yüksek riskli yapay zeka seviyeleri için ulusal standartların geliştirilmesi, artık kaçınılmaz bir gerçektir.

Kaynak: AA

Kaynak: Defense Here · Yayın: 29 Haziran 2026