Mavi Vatan’dan İhracat Hamlesine: “Donanmanın Gemileri” Neden Satılıyor?
Türk savunma sanayii, deniz platformları alanında son yılların en büyük stratejik dönüşümünü yaşıyor. Romanya’ya ‘stoktan gerçekçekleştirilen’ savaş gemisi ihracatı sorasında, kamuoyunda ve uluslararası gözlemciler arasında sıkça sorulan bir soru var: “Türk Deniz Kuvvetleri için inşa edilen gemiler neden Endonezya ve Romanya gibi ülkelere ihraç ediliyor?” Bu bir zafiyet mi yoksa Türk Donanması’nın geleceğini finanse eden ve üretim hatlarını “sıcak” tutan akılcı bir stratejik planlama mı? Gelin, cevabını birlikte bulalım.
Kayıp Yıllardan Gemi İnşa Seferberliğine
Türk Donanması’nın savaş gemisi tedarikleri, 2000’li yılların başından 2020’li yıllara kadar ciddi bir yavaşlama içerisine girdi. Şüphesiz ki bunun ana sebebi, 1999 yılında yaşanan Gölcük Depremi sonrasında Gölcük Tersanesi’nde meydana gelen hasar ve bütçe kısıtlardır.
2000-2010 yılları arasında Türk Donanması envanterine; 4 adet firkateyn, 1 adet karakol gemisi, 6 adet hücumbot ve 4 adet mayın avlama gemisi girdi.
2010-2020 yılları arasında ise MİLGEM ADA Sınıfı Korvet Projesi kapsamında yerli ve milli imkanlarla inşa edilen 4 adet ADA Sınıfı Korvet hizmete girdi.
DÖNEM
ENVANTERE GİREN PLATFORM
2000-20054x Firkateyn1x Karakol Gemisi
2x Hücumbot
2005-20104x Hücumbot6x Mayın Avlama Gemisi
2010-20152x Korvet2015-20202x Korvet2020-20251x Firkateyn2x Denizaltı
1x LHD
2026-2030 (Planlı)10x Açık Deniz Karakol Gemisi7x Firkateyn
4x Muhrip
3x Hücumbot
4x Denizaltı
1x Denizaltı (MİLDEN)
2x Tank Çıkarma Gemisi
2x Mayın Avlama Gemisi
22x İnsansız Deniz Aracı
1x Uçak Gemisi
Beş Yılda Yeni Bir “Armada”
Öte yandan; 7 adet , 10 adet HİSAR Sınıfı Açık Deniz Karakol Gemisi (ADKG), 8 adet Çıkarma Gemisi, 1 adet Milli Denizaltı MİLDEN, 1 adet TF-2000 TEPE Sınıfı Muhrip ve platformların platformu diyebileceğimiz Milli Uçak Gemisi MUGEM’in siparişleri verildi ve üretimlerine de ‘eşzamanlı’ olarak başlanıldı. Siparişleri daha önce verilen 4 adet REİS Sınıfı Denizaltı’nın inşa faaliyetleri de halihazırda devam ediyor.
Ayrıca devam eden bu projelere ilave olarak, 3 adet daha Tepe Sınıfı Muhrip, 2 Adet LST, 2 adet Milli Hücumbot, 2 Adet Milli Mayın Avlama Gemisi, 22 Adet İnsasız Deniz Aracı inşalarının da yakın dönemde başlatılması hedefleniyor.
Bu platformlarının tamamının ise 2030 yılına kadar hizmete girmesi planlanıyor.
Yani Türkiye, önümüzdeki 5 yıl içerisinde Türk Donanması’na adeta “yeni bir donanma” teslim edecek. Muhriplerinden İstif Sınıfı Fırkateynlere, MİLDEN’den uçak gemisine kadar uzanan bu projeler bittiğinde; Türk Donanması’na katılacak olan yeni platformların toplam tonajı ve ateş gücü, neredeyse mevcut Yunan Donanması’nın toplam büyüklüğüne eşdeğer bir armada oluşturacaktır.
Çeyrek Asırlık Aranın Ardından Gölcük’te Yeni Dönem
Türk gemi inşa tarihinin kalbi olan Gölcük Tersanesi Komutanlığı, 1999 depreminden sonra ciddi bir yara almış ve uzun süre su üstü gemi inşasından uzak kalmıştı. Ancak bugün, çeyrek asırlık aranın ardından Gölcük’te yeniden su üstü gemi inşası başlıyor. 2 adet Açık Deniz Karakol Gemisi’nin (ADKG) Gölcük’te inşa edilecek olması, sadece bir üretim faaliyeti değil; İzmir, Aksaz ve Mersin tersanelerine de gemi inşa yeteneği kazandırılmasına yönelik devasa bir yatırım zincirinin ilk halkası.
Özel sektör ve kamu, dört bir koldan bu gemilerin inşası için seferber olmuş durunda.
Neden Şimdi İhracat?
Peki, tabloyu özetledik ancak niçin AKHİSAR’ı Romanya’ya sattık? Neden eğer satış tamamlanırsa 2 adet İSTİF Sınıfı Firkateyn Endonezya’da bayrak dalgalandıracak?
Burada iki temel neden var… İlki tabi ki de finansman… Aynı anda; insanız deniz aracı, destek gemileri, denizaltı, hücumbot, korvet, firkateyn, muhrip ve uçak gemisi inşa etmek kolay bir şey değil. Bunlardan yüksek adetli inşa etmek çok daha zor bir mesele. Bunu sağlamak için güçlü bir finansmana, güçlü finansman için ise güçlü ihracat performansına ihtiyaç var.
Uluslararası savunma sanayii profesyonellerinin bildiği bir gerçek vardır: Bir platformun en büyük referansı, üretici ülkenin kendi ordusu tarafından kullanılmasıdır. Endonezya ve Romanya’ya giden gemiler, “Türk Donanması standartlarında” inşa edildikleri için küresel pazarda yüksek talep görmektedir. Bu satışlar sayesinde:
- Mevcut ve gelecekteki projeler (TF-2000 vb.) için öz kaynak yaratılıyor.
- Tersanelerdeki iş gücü ve teknolojik kapasite sürekli canlı tutuluyor.
- Türk tasarımlarının farklı coğrafyalarda bayrak göstermesi, Türkiye’nin savunma diplomasisini güçlendiriyor.
Deniz Kuvvetleri bütçesinin ne kadarı platforma gidiyor?
2014-2020 yılları arasında Deniz Kuvvetleri’nin modernizasyon bütçesinden gemi inşa projelerine ayrılan pay, yalnızca %0.15 ile %4.93 gibi sembolik düzeylerdeydi. Yani bütçenin 20’de biri bile gemi inşasına gitmiyordu. Ancak 2021 yılından itibaren bu tablo tamamen değişti; oran önce %26’ya, ardından %52’ye fırladı. Bugün artık modernizasyon bütçesinin yarısından fazlası sadece yeni gemi inşa projelerine harcanıyor.
Önümüzdeki yıllarda devam eden ve planlanan projelerin hacmi göz önüne alındığında, bu mali yükün bütçenin %100’ünü aşacağı, yani Deniz Kuvvetleri’nin mevcut bütçe kapasitesinin dahi üzerine çıkacağı öngörülüyor. İşte tam bu noktada, ihracat hamlesi bir “seçenek” değil, “stratejik bir zorunluluk” olarak karşımıza çıkıyor.
Biz, Endonezya’ya 2 adet İSTİF’i ne kadara sattık? 1 milyar dolara. Peki, biz ne kadara üretiyoruz? Açık kaynaklara göre tanesini 250-300 milyon dolara. Peki, burada geriye kalan 400 milyon dolarlık kazanç ne oluyor? 100’ü firmaların kasasına gitse, 300 milyon dolara yeni bir İSTİF Sınıfı Firkateyn’in finansmanını sağlamış oluyoruz.
“MİLGEM-9” mu yoksa “TCG AKDENİZ” mi satılıyor?
Esasında bu bir anda alınan bir karar değil… Eşzamanlı olarak 10 tane HİSAR Sınıfı Açık Deniz Karakol Gemisi ve 7 adet İSTİF Sınıf Firkateyn siparişi verildiğinde, savunma sanayiini yakından takip hemen hemen hepimizin tepkisi şöyle olmuştu: “Vaovvv… Parayı nereden bulacaklar?”
Esasında, bu yüksek adetli inşa kararlarının arka planında, finansman için bunların birkaçının ihraç edilmesi yatıyordu. Yani bu gemilerin birkaçının ihraç edilmesi, esasında başta konulan bir hedefti. Burada belki de özeleştiri yapılması gereken husus, henüz envantere alınmayan gemilere AKHİSAR, İZMİR, AKDENİZ vs. şeklinde isim verilmesi oldu. “MİLGEM-9 veyahut ADKG-1 satılacak” dendiğinde çok bir problem olmuyor ancak “AKDENİZ veyahut İZMİR satılacak” denildiğinde çok daha farklı bir algı oluşuyor. Bunu, bir kenera not almak gerek.
Özetle…
Türkiye’nin Endonezya ve Romanya’ya gerçekleştirdiği bu satışlar, bir “elindeki varlığı çıkarma” işlemi değil; Türk Donanması’nın 2030 ve ötesindeki bekasını garanti altına alma hamlesidir.
2014’ten bu yana; Ukrayna, Malezya ve Pakistan’a toplam 9 adet MİLGEM ADA Sınıfı Korvet, Romanya’ya 1 adet MİLGEM Hafif Korvet, Endonezya’ya 2 adet MİLGEM İSTİF Sınıfı Firkateyn ve Türkmenistan’a ise bir ‘donanma’ ihraç eden Türk savunma sanayii sektöründen bahsediyoruz. Katar, Nijerya ve diğer ülkeler için hücumbot gibi daha ufak platformların inşası devam ediyor.
Deniz Kuvvetleri bütçesinin neredeyse tamamının gemi inşa projelerine odaklandığı bu kritik dönemde, ihracat kanalıyla yaratılan ek kaynak; TF-2000 Muhribi, Milli Uçak Gemisi ve MİLDEN gibi Türkiye’yi denizlerde “süper güç” ligine taşıyacak projelerin yakıtıdır. Satılan her bir platform, Türk tersanelerinde iki yeni platformun daha hızlı ve teknolojik olarak daha gelişmiş şekilde doğmasını sağlamaktadır.
Muhtemelen 1-2 geminin daha satış haberini, önümüzdeki dönemde duyabiliriz. Mevcut konjonktürde “rafta hazır gemi”, birçok ülke için cazip.
Elbette ki Türk Donanması, şu anda bir ‘gençleşme’ döneminde ve buna ihtiyacı var. Türk Donanmasının yarınını garantiye alan ihracatın, bu gençleşme dönemini yani “bugününü” akamete uğratmadan yapılması en kritik konu. Eşzamanlı inşa inadımızın altında da bu kritik konunun etkisi mevcut. Diğer türlü hem yarınımızı hem de bugünümüzü garantiye alamayız…
Kaynak: savunmaSanayiSt