NATO, Baltık Denizi’nde dünyanın en büyük insansız filosunu planlıyor
NATO, Baltık Denizi’nde insansız sistemlerin kullanımını genişletme kararı aldı.
İttifak yetkilileri, 2025 yılında büyük bir insansız araç filosunun konuşlandırılmasını, ticari olarak temin edilebilen teknolojilerin kritik denizaltı altyapısını korumada hızla sahaya sürülebileceğinin önemli bir kanıtı olarak nitelendirdi.
Girişimin ikinci aşaması olan “Task Force X Baltic”, programa katılan sekiz müttefikin imzalayacağı yeni bir niyet mektubuyla resmiyet kazanacak. NATO, bu adımın inovasyon testlerinden gerçek operasyonel kullanıma geçişte somut bir eşik olduğunu vurguluyor.
Savunma planlamasında inovasyonun ana akımlaştırılması
NATO Karargâhı’nda konuşan Savunma Sanayii, İnovasyon ve Silahlanma Dairesi Direktörü Nikolaos Loutas, girişimin 2025 NATO Zirvesi sonrası kabul edilen teknoloji entegrasyonunu hızlandırma hedefiyle doğrudan bağlantılı olduğunu belirtti.
Loutas, müttefik hükümetlerin yeni ve iddialı savunma hedeflerini karşılamak üzere savunma harcamalarını önemli ölçüde artırma kararı aldığını, buna paralel olarak da teknolojilerin hızla benimsenmesini öngören bir eylem planını onayladığını ifade etti. Bu planın, inovasyonu savunma planlamasına entegre etmeyi ve silahlı kuvvetlerin acil teknoloji ihtiyacını karşılamayı amaçladığını söyledi.
Müttefiklerin; en iyi uygulamaların paylaşılması, yeni tedarik ve adaptasyon mekanizmalarının oluşturulması ve yenilikçi ürünler için daha fazla test ve deneme imkânı sağlanması konusunda mutabakata vardığı belirtildi. Task Force X Baltic’in bu çerçevede yeni ürünlerin riskini azaltan ve hızlı tedariki mümkün kılan pratik bir mekanizma olduğu kaydedildi.
İlk aşamadan operasyonel eşiğe
Task Force X Baltic’in ilk aşaması, 2025’te NATO’nun “Baltic Sentry” faaliyetine destek amacıyla başlatıldı. Amaç, müttefik kuvvetlerin yeni teknolojileri konvansiyonel unsurlarla birlikte hızlı şekilde entegre edebileceğini göstermekti.
Loutas, ilk fazın; deniz tabanından uzaya kadar çok alanlı (multi-domain) istihbarat, gözetleme ve keşif faaliyetlerinin, sanayi ile yakın iş birliği sayesinde süratli ve ölçekli biçimde icra edilebildiğini ortaya koyduğunu söyledi. Projenin, kalıcı gözetleme kapasitesini daha düşük maliyetle sağlayabildiği vurgulandı.
İkinci aşamada Danimarka, Estonya, Finlandiya, Almanya, Letonya, Litvanya, Polonya ve İsveç’in; deniz harekatları için teknoloji destekli çok alanlı kabiliyetlerin hızlı tedariki konusunda iş birliğini teyit ettiği açıklandı. Bu adımın, Savunma Bakanları tarafından onaylanan “Digital Ocean” vizyonuna katkı sağlayacağı ifade edildi.
Baltık kablo krizinden doğan model
NATO Müttefik Dönüşüm Yüksek Komutanı Amiral Pierre Vandier, Task Force X Baltic’in kökenini Baltık bölgesindeki denizaltı kablo kesme olaylarına bağladı. Vandier, NATO’nun bu olayları hızlı tepki ve kabiliyet konuşlandırma kapasitesini göstermek için bir fırsat olarak değerlendirdiğini belirtti.
Kabloların kesilmesinden yalnızca 30 gün sonra ilk iki geminin denize açıldığını, bir ay içinde ise NATO’nun 50 botluk bir insansız filo işletmeyi başardığını söyledi. ABD’nin de ilave 20 platform sağlayarak katkıda bulunduğunu ifade etti.
Vandier, “Bir ay boyunca dünyadaki en büyük insansız filoyu işlettik” diyerek bunun ölçek açısından eşi görülmemiş bir faaliyet olduğunu savundu. Gelinen aşamada hedefin deneysel süreci aşarak çok uluslu kalıcı benimsemeye geçmek olduğunu belirtti.
Maliyet, kitle ve sürdürülebilirlik denklemi
Amiral Vandier, insansız sistemlerin tercih edilmesinin arkasında maliyet ve kitle sorunu bulunduğunu açıkça dile getirdi. Bir fırkateynin denizde günlük maliyetinin yaklaşık 5 milyon dolar olduğuna işaret eden Vandier, sürekli varlık ve gözetleme ihtiyacının bu maliyet yapısıyla sürdürülebilir olmadığını söyledi.
Ukrayna savaşından çıkarılan derslere de atıfta bulunan Vandier, kitlesel insansız tehditlere karşı uygun maliyetli çözümler geliştirilmesinin zorunlu hale geldiğini ifade etti. İnsansız suüstü araçlarının, pahalı kuvvet yapıları gerektirecek etkileri daha düşük maliyetle üretme imkânı sunduğunu kaydetti.
Baltık’taki sabotaj riskine ilişkin bir soruya yanıt veren Vandier, fiziksel olarak her olayın önlenemeyebileceğini ancak kalıcı sensör ağları ve insansız gözetleme sistemleriyle tespit ve sorumluluk atfının mümkün olduğunu belirtti. Deniz tabanında sürüklenen bir çapanın sensörlerle tespit edilebileceğini ve sorumlu geminin belirlenebileceğini söyledi.
Yeni tedarik modelleri ve hızlı eskime riski
Brifingde dikkat çeken bir diğer unsur ise klasik sahiplik modeli yerine kiralama veya hizmet alımı gibi esnek tedarik yaklaşımlarının gündeme gelmesi oldu. Vandier, ticari kabiliyetlerin hızla hizmete alınabildiğini ve farklı ülkelerden şirketlerin çözüm sunduğunu belirtti.
Loutas da donanım ile yazılım arasındaki sınırın giderek bulanıklaştığı bir dönemde savunma tedarik modellerinin yeniden düşünülmesi gerektiğini vurguladı. Bazı durumlarda satın alma, bazı durumlarda ise kiralamanın daha uygun olabileceğini ifade etti.
Vandier, teknolojik eskime hızının son derece arttığını, özellikle yapay zekâ, miniaturizasyon ve ticari haberleşme teknolojilerinin sistem ömrünü kısalttığını söyledi. Geleceğin filolarında sensörler, komuta-kontrol sistemleri ve etkileyici unsurların (effectors) düzenli aralıklarla yenilenmesi gerekeceğini kaydetti. Test edilen bazı sistemlerin silahlandırılabilir olduğu da belirtildi.
Model Baltık’la sınırlı kalmayacak
NATO’nun Task Force X modelini Arktik ve Doğu Avrupa’ya da genişletmeyi planladığı açıklandı. Arktik koşullarda benzer bir yapının test edilmesine yönelik proje başlatıldığı, soğuk hava, batarya kısıtları ve sert deniz şartlarının ayrı zorluklar doğurduğu belirtildi.
Ayrıca “Eastern Sentry” kapsamında da benzer çalışmalar yürütüldüğü, Finlandiya’da ilk operasyonel tatbikatın gerçekleştirildiği ifade edildi. Romanya’da düzenlenmesi planlanan geniş çaplı bir tatbikatta yeni nesil anti-drone konseptlerinin test edileceği, Ukrayna’nın da değerlendirme sürecine dahil edileceği kaydedildi.
Sonuç olarak NATO, insansız sistemleri; çekişmeli deniz ortamlarında kitle, süreklilik ve maliyet etkinliği sağlamanın temel aracı olarak konumlandırıyor. Task Force X Baltic’in ikinci aşamasının resmileştirilmesiyle birlikte, Baltık’taki kablo krizinden doğan bu modelin İttifak genelinde ölçeklenebilir bir şablona dönüştürülmesi hedefleniyor.
Kaynak: m5Dergi