NATO

NATO'nun Avrupalaşması: Neden Ankara 2026 Dönüm Noktası Olabilir?

NATO'nun geleceğine dair tartışmalarda öne çıkan 'Avrupalaşma' kavramı, müttefiklerin yük paylaşımı ve stratejik liderlik rollerinin yeniden tanımlanmasını öngörüyor. Bu dönüşüm sürecinin resmi siyasi onayının Ankara'da verilmesi bekleniyor.

NATO'nun Avrupalaşması: Neden Ankara 2026 Dönüm Noktası Olabilir? Büyütmek için tıkla

NATO stratejik bir dönüm noktasında. Euro-Atlantik güvenliğinin geleceğine dair tartışmalarda şu anda öne çıkan en önemli kavramlardan biri 'NATO'nun Avrupalaşması'dır. Bazen 'NATO 3.0' olarak da adlandırılan bu kavram, örgütün Atlantik ötesi yapısını koruyarak, caydırıcılık, savunma ve stratejik liderlik alanlarında Avrupa devletlerinin rolünü artırarak ittifakı yeni jeopolitik gerçekliklere uyarlamayı öngörüyor. Bu değişim, Avrupa müttefikleri ve Kanada'nın kıtanın geleneksel caydırıcılık ve savunmasında lider rol üstlenmesi, ABD'nin ise öncelikli olarak nükleer şemsiyeyi ve kilit destek yeteneklerini sağlaması esasına dayalı bir yük paylaşımı sürecine dayanıyor. Bu bağlamda, Ankara'nın söz konusu sürecin resmi siyasi onayına ev sahipliği yapması mümkün görünüyor.

'Önce Amerika' doktrini ve Atlantik ötesi bağların dönüşümü, NATO'nun Avrupalaşması, Atlantik ötesi ilişkilerdeki artan gerilime bir yanıt niteliği taşıyor. Bu gerilimler büyük ölçüde ABD'nin kendi eylemlerinden ve Washington ile Avrupa başkentleri arasındaki tehdit algılarının derin farklılıklarından kaynaklanıyor. Avrupa, Rusya'yı varoluşsal bir tehdit olarak görürken, ABD Ulusal Savunma Stratejisi onu artık büyük bir askeri zorluk olarak değil, sadece 'sürdürülebilir ancak yönetilebilir bir tehdit' olarak tanımlıyor. ABD, 'Önce Amerika' doktrini doğrultusunda giderek daha fazla Batı Yarımküre'nin savunmasına, Hint-Pasifik güvenliği, Çin ile ekonomik ve teknolojik rekabet ve İran'ın nükleer programının engellenmesi gibi konulara odaklanıyor.

Önemle belirtilmelidir ki, tehdit algılarındaki bu farklılıklar sadece ABD ile Avrupa arasında değil, Avrupa içinde de mevcuttur ve bu durum Washington ile iş birliği yaklaşımındaki tutarsızlıklara dönüşmektedir. Doğu ve Kuzey Avrupa ülkeleri (Baltık devletleri dahil) Rusya'ya karşı caydırıcılığı önceliklendiriyor ve doğrudan bir saldırı durumunda detaylı operasyonel planlama yapılmasını savunuyor. Güney Avrupa devletleri ise giderek daha fazla Akdeniz ve Orta Doğu'daki istikrarsızlığa ve düzensiz göç meselesine odaklanıyor. Türkiye gibi ülkeler için ise iç ve sınır ötesi terörizm, temel bir güvenlik endişesi olarak kalmaya devam ediyor. Bu temel farklılıkların, özellikle ABD ve Avrupa'nın artık ittifakın birincil düşmanı konusunda ortak bir anlayışa sahip olmaması gerçeğinin yönetilmesi, NATO içindeki mevcut gerilimlerin en önemli kaynağı olarak görülüyor. Avrupa politikasındaki bu değişim, aynı zamanda ABD'nin siyasi öngörülemezliğine, Donald Trump'ın ittifaktan çekilme tehditlerine ve güvenlik taahhütlerinin siyasi hedeflere bağlanmasına dair artan endişelerle de yakından ilişkili.