UYUŞTURUCUYLA MÜCADELE, ABD İÇİN YENİ MÜDAHALE GEREKÇESİ Mİ OLACAK?
Cihat Yaycı:
“ABD ile Çin arasındaki sekiz maddelik ortak açıklamanın yedinci maddesi uyuşturucuyla mücadeledir.
Bu madde gerçekten dikkat çekicidir.
Amerika Birleşik Devletleri, özellikle fentanil üretiminde kullanılan bazı kimyasal maddelerin Çin’den çıktığını ve farklı ülkeler üzerinden ABD’ye ulaştığını ileri sürüyor. Çin’den bu maddelerin üretimini, satışını ve ihracatını daha sıkı denetlemesini istiyor.
Fakat tarihe baktığımızda çok büyük bir çelişki görüyoruz.
Çin’i uyuşturucuyla tanıştıran ve afyona bağımlı hale getiren Batılı devletlerdir. İngiltere, Çin’e afyon satabilmek için 19’uncu yüzyılda Afyon Savaşlarını yapmıştır. Aradan yaklaşık iki asır geçti; bugün Batı, uyuşturucuyla mücadele konusunda Çin’e ders vermeye çalışıyor.
Elbette uyuşturucuyla mücadele edilmelidir. Buna kimse karşı çıkamaz. Ancak burada başka bir boyut daha vardır.
ABD’de Kasım 2026’da Temsilciler Meclisinin tamamı ile Senatonun bir bölümü için seçim yapılacaktır. Uyuşturucu kullanımı ve özellikle fentanil kaynaklı ölümler Amerikan toplumunun en önemli meselelerinden biridir.
Trump yönetimi bu maddeyle Amerikan seçmenine, ‘Uyuşturucuyla mücadelede kararlıyız, Çin’e de gerekli adımları attırıyoruz’ mesajı vermektedir.
Yani ortak açıklamadaki bu madde, dış politika kadar Amerikan iç siyasetine de yöneliktir.
Fakat mesele bununla sınırlı değildir.
ABD son dönemde uyuşturucu kartellerini yalnızca bir asayiş meselesi olarak değil, bir milli güvenlik ve terör meselesi olarak tanımlamaya başlamıştır. ‘Uyuşturucu terörizmi’ kavramı üzerinden Latin Amerika ve Karayipler’de askeri faaliyetlerini genişletmektedir.
Venezuela’ya yönelik müdahalede uyuşturucu kaçakçılığı suçlamalarının nasıl kullanıldığını gördük. Aynı gerekçe yarın başka bir ülkeye karşı da kullanılabilir.
Küba üzerinde zaten ağır bir Amerikan baskısı vardır. Yarın ‘Uyuşturucu buradan geliyor, kaçakçılık buradan yönetiliyor, Amerikan halkı tehdit ediliyor’ denilerek Küba’ya veya başka bir Latin Amerika ülkesine karşı yeni bir baskı ve müdahale gerekçesi oluşturulabilir.
Afganistan’dan Latin Amerika’ya kadar uyuşturucu üretim ve geçiş yolları yıllardır biliniyor. Mesele gerçekten yalnızca uyuşturucuyu durdurmak olsaydı, bu mücadele uluslararası hukuk içerisinde, polis ve adli iş birliğiyle yürütülürdü.
Fakat uyuşturucuyla mücadele askeri bir kavrama dönüştürülürse bunun sonu müdahaledir.
Önce karteller ‘terör örgütü’ ilan edilir.
Ardından uyuşturucu kaçakçılığı ‘silahlı saldırı’ gibi gösterilir.
Sonra başka ülkelerin topraklarında askeri operasyon yapılmasının zemini hazırlanır.
Bu nedenle uyuşturucuyla mücadele başlığını yalnızca sağlık ve güvenlik meselesi olarak görmemek gerekir.
Bu başlık, bugün Amerikan iç politikasında seçim malzemesi; yarın ise başka devletlere müdahalenin siyasi ve askeri gerekçesi haline getirilebilir.”
Yayının tamamını aşağıdaki bağlantıdan izleyebilirsiniz
x.com:@turkdegs