Editöryal

2026 NATO Zirvesi Öncesi Türkiye: Stratejik Ortak mı, Zorlu Müttefik mi?

2026 Ankara Zirvesi öncesinde Türkiye'nin NATO içindeki rolü, stratejik ağırlığı ve özerkliği nedeniyle zorlu bir müttefik olarak konumlanıyor. Bu durum bir kopuş işareti değil, artan güvenlik sorumluluklarının doğal bir yansımasıdır.

2026 NATO Zirvesi Öncesi Türkiye: Stratejik Ortak mı, Zorlu Müttefik mi?

7-8 Temmuz'daki Ankara Zirvesi yaklaşırken Türkiye, NATO içinde stratejik ağırlığı ve özerk dış politikası nedeniyle "zorlu bir müttefik" olarak konumlanıyor. Oysa bu, bir kopuşun değil; artan güvenlik sorumluluklarının doğal bir yansımasıdır.

Tabloyu hatırlayalım: Washington, S-400 alımı gerekçesiyle Türkiye'yi F-35 programından çıkardı ve yaptırım uyguladı; İsveç ise uzun, siyasi maliyeti yüksek bir sürecin ardından NATO'ya ancak Mart 2024'te katılabildi. Ne var ki bu örnekler, daha büyük bir gerçeği gölgeliyor. Ankara Zirvesi'ne sayılı günler kala asıl mesele, Türkiye'nin "iyi bir müttefik" olup olmadığı değildir. Asıl soru şudur: NATO, giderek özerkleşen ve aynı ölçüde Avrupa güvenliği için vazgeçilmez hale gelen müttefiklerine uyum sağlayabilecek mi?

Çünkü Avrupa güvenliği artık tek bir eksen üzerinde yürümüyor. Karadeniz'de savaş sürüyor, güney kanatta devlet otoritesi aşınıyor, enerji ve ulaştırma koridorları hedef tahtasında, savunma sanayii yeniden stratejik bir mesele haline geldi ve Washington'daki ikinci Trump yönetimi, Avrupa'yı yükün daha büyük bölümünü taşımaya zorluyor. Böyle bir ortamda Türkiye'yi yalnızca "zorlu müttefik" etiketiyle tanımlamak, açıklama değil; kolaycı bir klişe üretmektir. Daha isabetli olan şudur: Türkiye, stratejik önemine rağmen zorlu bir müttefik değildir; stratejik önemi olduğu için zorlu bir müttefiktir.
Söz konusu olan, Karadeniz'e geçişi hukuken denetleyen, Moskova ile konuşurken Kiev ile çalışabilen, güney çevresindeki istikrarsızlığın maliyetini omuzlayan ve artık güvenlik tüketmekle kalmayıp savunma kapasitesi de üreten bir orta güçtür. Bu ölçekte stratejik ağırlığı olan bir ülke, pozisyonları baştan belirlenmiş küçük müttefikler gibi davranmaz. Davranmadığı için de kaçınılmaz olarak sürtünme doğurur. Ancak bu sürtünme her zaman bir kopuşun habercisi değildir; çoğu zaman stratejik önemin bir yan ürünüdür.

Meselenin kalbinde Karadeniz var. Bir Polonya perspektifinden bakıldığında güvenlik gündeminin doğal merkezi Baltık ve NATO'nun doğu kanadıdır; bu anlaşılabilir bir önceliktir. Fakat 2022'den sonra Karadeniz, Baltık'a bağlı ikincil bir mesele olmaktan çıktı. Tahıl ihracatı, enerji güvenliği, liman koruması, deniz mayınları, deniz insansız araçları, Türk Boğazları ve Ukrayna'ya erişim; hepsi Avrupa güvenliğinin merkezî unsurlarına dönüştü. Türkiye'nin önemi tam da burada belirginleşiyor. Hiçbir NATO üyesi, Karadeniz'e geçişi Montrö çerçevesinde hukuken denetlerken aynı anda hem Kiev hem Moskova ile iletişim kanalını açık tutamaz. Nitekim Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Haziran 2026'daki Moskova temaslarında Rusya'yı, Karadeniz'de Türkiye'nin güvenliğini ve çıkarlarını tehdit edebilecek eylemlerden kaçınmaya çağırması, Ankara'nın bu denizi nasıl gördüğünü açıkça ortaya koydu.