ABD Savaş Bakanlığı, L3Harris Technologies ve Lockheed Martin ile Terminal Yüksek İrtifa Alan Savunma (THAAD) Sistemi için itici güç üretimini dört katına çıkarmayı hedefleyen yedi yıllık çerçeve anlaşması imzaladı. Anlaşmanın yıl sonuna kadar kesinleşmesi beklenirken, bunun bugüne kadarki en büyük THAAD itici güç ihalesi olacağı öngörülüyor.
Anlaşma, THAAD önleyici füzesinin kritik bileşenleri olan katı yakıtlı roket motoru ile Sıvı Yakıtlı Rota Değiştirme ve Yönelim Kontrol Sistemi (LDACS) kapsıyor. L3Harris, füzeyi fırlatan motoru ve uçuş sırasında manevra kabiliyeti sağlayan sistemi üretmekten sorumlu olacak.
LDACS, önleyici füzenin özellikle angajmanın ileri safhalarında yüksek manevra kabiliyeti kazanmasını sağlıyor. Bu sistem, THAAD’ın hem atmosfer içinde hem de atmosfer dışında balistik füze tehditlerine karşı etkinliğini artıran temel unsurlar arasında yer alıyor.

THAAD sistemi; kısa, orta ve uzun menzilli balistik füzelere karşı savunma sağlamak üzere geliştirilmiş olup, bugüne kadar gerçekleştirilen önleme testlerinde yüzde 100 başarı oranına ulaştığı ifade ediliyor.
Üretim kapasitesindeki artış, ABD’nin kritik mühimmat ve füze sistemlerinde üretimi genişletmeye yönelik daha geniş kapsamlı stratejisinin parçası olarak değerlendiriliyor. Savaş Bakanlığı, bu yaklaşımın tedarik gecikmelerini azaltmayı ve sanayiye uzun vadeli talep görünürlüğü sağlamayı amaçladığını belirtti.
ABD Savaş Bakanlığı Tedarik ve Destek Müsteşarı Michael P. Duffey, anlaşmaya ilişkin yaptığı açıklamada, “Özgürlük Cephaneliğini yeniden inşa etmek, kritik mühimmat üretimini ölçeklendirmek için hız ve hassasiyetle hareket etmeyi gerektiriyor” ifadelerini kullandı.
L3Harris, artan üretim hedefleri doğrultusunda katı roket motoru üretim altyapısına milyarlarca dolarlık yatırım yaptığını açıkladı. Bu kapsamda yaklaşık 60 tesisin inşası ile toplamda yaklaşık 1 milyon metrekarelik üretim ve ofis alanının genişletilmesi planlanıyor.

Yedi yıllık çerçeve anlaşması, ABD’nin balistik füze savunmasının temel unsurlarından biri olan THAAD için daha uzun vadeli üretim planlaması sağlarken, savunma sanayiinde kapasite artışını doğrudan operasyonel ihtiyaçlarla ilişkilendiren bir model olarak öne çıkıyor.