Çin ve ABD liderleri arasındaki Mayıs 2026 zirvesi, iki ülke arasındaki ilişkilerde 'yeni bir konumlandırma' getirdi. ABD Başkanı Donald Trump tarafından 'çok başarılı', Çin Devlet Başkanı Xi Jinping tarafından ise 'tarihi ve dönüm noktası' olarak nitelendirilen zirve, giderek rekabetçi hale gelen ikili ilişkileri stabilize etme adına önemli bir adım oldu. Zirvede Trump ve Xi, ekonomik gerilimleri 'istikrarı artırmak ve güven inşa etmek' amacıyla yönetmek konusunda mutabık kaldı. Xi, 2026 yılının 'Çin-ABD ilişkileri için yeni bir bölüm' açabileceğini duyurdu.
Çin Dışişleri Bakanlığı'na göre, 'yapıcı stratejik istikrar' kavramı, 'işbirliğini temel alan' bir barış ve istikrar arayışını ifade ediyor; farklılıkların etkin yönetildiği ve rekabetin 'uygun sınırlar içinde' tutulduğu bir yapıyı kastediyor. Shangri-La Diyaloğu sırasında ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, bu çerçevenin 'karşılıklı saygı', 'kapasite ve güç tanınması' ile 'iletişim' üzerine inşa edildiğini belirtti. Ancak diplomatik önemi yüksek olsa da, 'yapıcı stratejik istikrar' kavramı –muhtemelen kasıtlı olarak– belirsizliğini koruyor. Analistler bunu sınırlar içinde yönetilen stratejik bir rekabet olarak yorumlasa da, bu ilişkinin pratikte nasıl işleyeceği ve ilerletileceği henüz net değil. 'Stratejik istikrar' teriminin nükleer çalışmalarındaki geleneksel anlamıyla –nükleer kriz ve silahlanma yarışındaki istikrar– örtüşmesi, Washington ve Beijing'in nasıl istikrarlı ve yapıcı bir stratejik ilişki geliştirebileceği sorusunu gündeme getiriyor.
'Yapıcı stratejik istikrar' ilişkilerinin nükleer alanda başlatılabilmesi için olası bir başlangıç noktası, karşılıklı kırılganlığın tanınmasıdır. Bu yaklaşım, risk azaltma, kriz yönetimi ve silah kontrolü diyaloglarına zemin hazırlayarak stratejik bir temel oluşturabilir. Ayrıca, Hegseth'in vurguladığı saygı, tanınma ve iletişim faktörleri için politik olarak kabul edilebilir bir hareket alanı yaratabilir.
Birincisi, karşılıklı kırılganlığın tanınması, 'kapasite ve güç tanınması' ilkesini yerine getirir. Her iki taraf da, nükleer bir çatışma durumunda birbirlerine karşı güvenilir bir şekilde kaçamayacaklarını kabul eder. Çin'in nükleer arsenali modernize edilirken, 'kabuk oyunu' stratejisi ve yol mobil fırlatma araçları, nükleer kuvvetlerinin hayatta kalma oranını artırdı. Çin'in ikinci vuruş yeteneği, ABD'nin ilk vuruşla Çin'in nükleer tehdidini tamamen nötralize etme kapasitesine dair ciddi şüpheler doğurdu.
İkincisi, karşılıklı kırılganlığın tanınması, 'saygı' amacını da karşılayabilir. ABD, uzun süredir karşılıklı kırılganlığı tanımaktan kaçındı. Bu değişim, Çin'in nükleer arsenali ve Halk Kurtuluş Ordusu'nun (PLA) ciddi ve güvenilir bir stratejik rakip olarak görülmesi gerektiğini gösterir. Çin, uzun süredir eşitlik ve saygı temelinde ABD ile müzakerelere çağrıyordu. Saygı temelli bir ilişki kurmak, sonraki görüşmeler için son derece faydalı olacaktır.
Üçüncüsü, karşılıklı kırılganlığın tanınması, Çin'in nükleer yayılma ve modernizasyonuna yol açan faktörleri de ele alabilir. Analist Tong Zhao, Çin'in nükleer arsenalinin ve caydırıcılığının güçlendirilmesinin, ABD'nin Çin'i eşit bir partner olarak görmesine neden olabileceğini gözlemledi. ABD'nin Çin'in artan askeri gücünü tanıması, Çin'e arzu ettiği statü ve prestiji sağlayabilir. Bu durum, Çin'in nükleer modernizasyonunu durdurmayabilir ancak daha fazla genişleme baskısını azaltabilir.
Son olarak, karşılıklı kırılganlığın tanınması, iki ülke arasında daha fazla iletişim ve diyalog için pratik bir temel sağlayabilir. Paylaşılan risk ve kırılganlık, iki devletin birlikte çalışabileceği bir zemin oluşturur. Bu durum, her iki tarafı da anlamlı kriz yönetimi, risk azaltma veya silah kontrolü diyaloglarına katılmaya teşvik edebilir. Çin, genellikle nükleer silah kontrolü diyaloglarına katılmaya karşı direnç gösterse de, bu yeni yaklaşım kapıları aralayabilir.