Japonya Bir Orta Güç Modeli Olabilir mi?

Kanada Başbakanı Mark Carney'in ABD'ye yönelik eleştirel tavrı ile Japonya'nın ABD ile stratejik yakınlaşma politikası, 'orta güç' diplomasisi tartışmalarında farklı yaklaşımları öne çıkardı.

Japonya Bir Orta Güç Modeli Olabilir mi?

Kanada Başbakanı Mark Carney, Dünya Ekonomik Forumu'ndaki konuşmasıyla "orta güç" kavramını yeniden gündeme taşıdı. ABD Başkanı Donald Trump'ın Grönland'ı ele geçirme işaretleri ve Kanada ile devam eden tarife savaşının gölgesinde gerçekleşen konuşma, her cümlede ABD'ye karşı temkinli eleştiriler içeriyordu. Carney, küreselleşmenin son on yıllarında "büyük güçlerin ekonomik entegrasyonu silah olarak kullanmaya başladığını" savundu. Bu riski dengelemek için orta güçlerin, ortak değerleri paylaşmasalar bile bir araya gelerek stratejik özerkliklerini güçlendirmesi gerektiğini belirtti. İlk adım olarak, ABD'nin öncülüğünü yaptığı ve "kurallara dayalı uluslararası düzen" olarak adlandırılan sistemin aslında bir kurgu olduğunu dünyaya kabul ettirmeyi çağrırdı. ABD'yi doğrudan isimlendirmese de Carney, ülkesinin "Grönland ve Danimarka ile kararlı bir şekilde yan yana duracağını" ilan etti ve Grönland'a yönelik tarife önlemlerine güçlü bir muhalefet göstererek Trump'a dolaylı ama net bir yanıt verdi.

Carney'in konuşması, özellikle ABD'nin ikinci Trump yönetimi döneminde izlediği değerlerden yoksun iç ve dış politika algısına karşı bir panzehir olarak Japonya'da da büyük ilgi gördü. Ancak orta güç diplomasisi gerçekten uygulanabilir mi? Ve bu kavram neden şimdiye kadar rasyonel bir seçenek olarak görülmedi de aniden yeniden canlandı? American Enterprise Institute'dan Michael Beckley, "orta güç"lere yönelik son ilgi artışının, Kanada gibi kendini orta güç olarak tanımlayan ülkelerin artan göreceli gücünün bir yansıması olmadığını, aksine Çin-ABD arasındaki sert ekonomik rekabetin bu ülkelerin kırılganlığını "ortaya çıkarması" sonucu olduğunu vurguladı. Beckley, tarihte orta güçlerin bu statüde hayatta kalabildiği çok az dönem olduğunu, kayıtlı insanlık tarihinin çoğunda nüfusun yarısından fazlasının sadece üç-beş imparatorluğun hâkimiyeti altında yaşadığını belirtti. Ona göre, küçük ve orta ölçekli devletlerin ancak Soğuk Savaş'ın başlangıcıyla "orta güç" gibi davranabilmesi mümkün oldu ve bu da ancak Amerikan veya Sovyet bloklarından birine bağlılık söz vererek gerçekleşti.

Beckley yalnız değil; Amerikan güvenlik uzmanlarının geniş bir kesimi, ülkelerin büyük güç politikalarının mantığından sıyrılıp yükselebileceğini varsayan Carney tarzı orta güç teorileştirmelerini eleştirmeye başladı. Council on Foreign Relations'tan Manjari Chatterjee Miller, Carney'in konuşmasını bir "savaşa çağrı" olarak nitelendirdi ve bu çağrıya uyulması durumunda uluslararası düzenin parçalanacağını, çok sayıda yeni rekabetçi düzenin ortaya çıkabileceğini ve dünyanın daha tehlikeli hale geleceğini uyarısında bulundu. Atlantic Council'dan Imran Bayoumi ise daha ileri giderek, orta güçlerden oluşan bir koalisyonun yeni bir düzen oluşturmak bir yana, düzen inşa etme kapasitesinin bile olmadığını savundu. Bayoumi'ye göre, Çin bile ABD'nin yerini alabilecek geçerli bir alternatif olamadığı için orta güçler nihayetinde Washington'a bağımlılıklarından kurtulamayacak. Nitekim, ABD'nin ekonomik baskısına yönelik sert eleştirilere rağmen Carney, Trump yönetiminin bu yıl Şubat ayı sonundan itibaren İran'a yönelik hava saldırılarını destekleyen, ne kadar ılıman olursa olsun bir açıklama yaptı. Güvenlik meselelerinde gerçek şudur ki, hiçbir ülke ABD'nin isteklerini görmezden gelmeyi göze alamaz.

Carney'in meydan okuması eleştiri çekerken, Japonya'nın saygı duruşu, orta güçler üzerine yapılan tartışmalarda giderek daha fazla övgü kazanıyor. Asya politikası konusunda önde gelen bir Amerikan otoritesi olan Michael Green, Carney