"Teknolojik Dayanışma İttifakı kurmalıyız"

Burak Seletuz Burak Seletuz / 09.05.2026 17:11
"Teknolojik Dayanışma İttifakı kurmalıyız"

Türkiye'nin ve Avrupa'nın en büyük savunma, ve sanayi kümelenmesi SAHA organizasyonuyla İstanbul Fuar Merkezi'nde Uluslararası Savunma, Havacılık ve Uzay Sanayi Fuarı gerçekleştiriliyor.

Etkinlikte Selçuk "vizyon konuşması" gerçekleştirdi.

Bayraktar, konuşmasında, Türk destanlarındaki bir hikayeden bahsederek, "Oğuz beylerinden Aruz Koca'nın çobanı, bir peri kızıyla tanışır. Bu birliktelikten, tepesinde tek bir gözü bulunan, bedeni devasa ve ürkütücü bir yaratık, Tepegöz doğar. Aruz Koca ona acır, bağrına basar. Lakin Tepegöz büyüdükçe vahşi bir canavara dönüşür. oynadığı çocukların kulaklarını, burunlarını koparıp yemeye başlar. Toplumdan dışlanır, dağa gönderilir. Ayrılırken peri annesinin parmağına taktığı tılsımlı yüzük sayesinde, ona ne ok ne de kılıç işler." diye konuştu.

Görsel

Tepegöz'ün Oğuz Eli'ne musallat olduğunu anlatan Bayraktar, şunları kaydetti:

"Halkı öyle bir çaresizliğe mahkum eder ki, her gün haraç olarak 500 ve yemeğini pişirmesi için iki genci kurban olarak ister. Oğuz Eli kan ağlamaktadır. Yüzyılların derinliklerinden süzülüp günümüze ulaşan bu kadim Türk hikayesinin, bugünün insanına verdiği mesajı birazdan hep birlikte keşfedeceğiz. Bugün burada, sadece metalin ve yazılımın sergilendiği bir fuarda değiliz. 21. yüzyılın en keskin teknolojik ve ahlaki yol ayrımında, insan kalmanın ve insanlık onuruyla hür bir şekilde var olmanın yol haritasını konuşmak üzere bir araya geldik."

Bayraktar, yaklaşık 30 yıl önce insanlığa bir teknoloji ütopyasının satıldığını belirterek, internetin sınırları kaldıracağı, bilginin serbest dolaşımının dünyayı eşitleyeceği ve sivil teknolojilerin küresel barışı getireceğinin söylendiğini ifade etti.

"Merhameti olmayanın elindeki teknoloji ancak bir imha aracına dönüşür"

"Bugün görüyoruz ki bağımsızlığımızı tehdit eden en büyük unsur, sınırlarımıza yığılan konvansiyonel ordular değil, tedarik zincirlerimize, veri merkezlerimize ve doğrudan cebimizdeki cihazlara sızan tekno-kapitalist küresel tahakkümdür." diyen Bayraktar, bu tahakkümün geçmişin diktatörlükleri gibi kaba kuvvetle de gelmediğini vurguladı.

Bayraktar, bu tahakkümün milyarlarca insanı gibi müptela kılan bir sistemle, gönüllü bir esaret olarak hayata girdiğine işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Somut bir örneği düşünelim. Bugün herhangi bir sosyal veya video platformunun temel algoritması, size doğruyu veya faydalıyı göstermek üzerine tasarlanmamıştır. Arka planda çalışan yapay zeka, nörolojik zaaflarımızı analiz ederek dopamin salgımızı tetikleyecek, bizi o ekranda 10 saniye daha fazla tutacak öfke, hedonizm ve korku temelli içerikleri optimize ediyor. Baktıkça ağına daha fazla çekiyor, içine çekildikçe daha fazla bakıyorsunuz. Girişim ekosisteminin dünyaya dayattığı ilk cümlenin hep 'maddi varlığını arttır' olduğunu görüyoruz. Medeniyetimizden aldığımız ilhamla, bizce insanın ilk gayesi, insanlığa fayda sağlamak olmalıdır."

İnsan ile makine arasındaki çizginin giderek bulanıklaştığını aktaran Bayraktar, "Sadece makinelerin insanı taklit etmesinden bahsetmiyorum, insanların hızla makineleştiği karanlık bir çağa doğru yol alıyoruz. Ruhsuz bir rasyonalizmin, kendinden başka kimseye hayat ve hürriyet hakkı tanımayan materyalizmin tahakkümü altındayız. Makinelerin ve makine insanların istilasıyla karşı karşıyayız." dedi.

Bayraktar, makine insanlar için, inanç, sevgi, merhamet ve hürriyet olmadığını belirterek, "Hatta tutku dolu bir özlem de olmadığı gibi, onlar için acı, hasret, keder de yoktur. Makine acı çekmez, özlem duymaz, 'neden?' diye sormaz." ifadesini kullandı.

Makineler ve makine insanlar için sonsuz döngüler, programlı kısır görevler, manayı yitirmiş karanlık ve en nihayetindeyse kaçınılmaz yok oluş ve mutlak yıkım olduğunu vurgulayan Bayraktar, "Bizler, inancımızın tarifiyle, yaratılmışların en şereflisi olan insanı, eşref-i mahlukat kılan o ilahi ruhu ve derin hissiyatı korumak zorundayız. Bizim medeniyetimiz gönül medeniyetidir. Gönlü olmayanın, merhameti olmayanın elindeki teknoloji ancak bir imha aracına dönüşür." diye konuştu.

Görsel

"Gayemiz, teknolojinin insana hizmet ettiği adil bir dünya inşa etmek"

Selçuk Bayraktar, gayelerinin insanın makineleştiği değil, teknolojinin insana hizmet ettiği adil bir dünya inşa etmek olduğunu vurguladı.

Teknolojik kuşatmanın sadece cihazlara değil, doğrudan kişilerin iradesine ve ruhuna yapıldığını söyleyen Bayraktar, sivil teknoloji ürünlerinin tümüyle birer silaha dönüştürülmüş durumda olduğunu belirterek, "Bedelini ödeyerek aldığımız akıllı telefonlar, saatler, iletişim ağları adeta insanlığı bir örümcek ağına hapsetti. Bütün uzuvlarıyla örümcek ağına hapsolmuş bir insanı ve onu iliklerine kadar sömüren bir canavarı hayal edin. Oysaki inancımızda örümcek ağı, insanı zulümden, kötülüklerden muhafaza eden ve hürriyeti koruyan adeta mucizevi bir perdedir." değerlendirmesinde bulundu.

Bayraktar, bugünün "Tepegözleri" ve tekno-canavarlarının, tüm insanlığı attığı her bir adımdan, aldığı her bir nefese kadar takip eden, hapseden bir ağ ördüğünü belirterek, şu ifadeleri kullandı:

"Yakın zamanda bazı devletlerin terör eylemlerinde gördük ki tedarik zincirine sızdırılan bombalarla cebimizdeki telefonlar, akıllı saatler, hatta kulaklıklar bile insanları katletmek için birer silaha dönüşebiliyor. Dev teknoloji tekelleri, bugün dünyayı adeta birer tekno-feodalist beylikler gibi yönetmek istiyor. Yakın zamanda bir de manifesto mahiyetinde bir metin yayınlandı. O metinde savaşı, barışı ve insan hayatını sadece birer optimizasyon problemi ve birer algoritmik çıktı olarak gören, vicdanı, ahlakı ve insan ruhunu denklemden çıkaran karanlık bir zihniyetle karşılaştık. Onlar için dünya, kendi sunucularında işlenen bir simülasyondan, bilgisayar algoritmasından ibaret olabilir."

Örümcek ağına hapsedilmek istenen insanlığın bir veri kaynağından çok daha fazlası olduğunu aktaran Bayraktar, "Bu kibirli ve karanlık manifestoların karşısına, adaleti, merhameti, ahlakı ve insan onurunu merkeze alan kendi yol haritamızı koymak zorundayız." dedi.

Görsel

"Yapmamız gereken, paradigma dönüşümü oluşturarak yepyeni bir kırılım yakalamaktır"

Selçuk Bayraktar, yapay zekanın büyük bir veri oburluğu ve devasa bir işlem gücü gerektirdiğine işaret ederek, "Bugün küresel devler, 100 binlerce işlemci ile insanlığın tüm verisini harmanlayıp orantısız bir güç elde ediyorlar. Peki, Türkiye gibi ülkeler, dost ve kardeş uluslar, kısıtlı kaynaklarıyla bu dev tekellerle nasıl rekabet edecek? Eğer onların belirlediği kulvarda, onların kurallarıyla koşarsak ancak vasat bir takipçi olarak bu teknolojileri izleyeceğiz. Kökümüze, özümüze, yani kendimize kadim hikayemize geri dönelim." şeklinde konuştu.

Aruz Koca'nın oğlu Basat'ın akınlardan döndüğünde Oğuz boyunun perişan halini ve kardeşinin de Tepegöz tarafından öldürüldüğünü öğrendiğine değinen Bayraktar, şunları söyledi:

"Oğuz'u bu esaretten kurtarmaya yemin eder ve tek başına Tepegöz'ün inine doğru yola çıkar. Basat, Tepegöz ile karşılaştığında önce ona ok atar ama oklar tılsımlı derisini delmez, parçalanır. Kılıç çeker, kılıcı kesmez. Tepegöz, uğraşmaya bile tenezzül etmeden Basat'ı yakalayıp mağarasına hapseder. Basat anlar ki bu orantısız gücü kaba kuvvetle veya alışılagelmiş yöntemlerle yenemeyecektir. Aklını ve stratejisini kullanmaya karar verir. Tepegöz mağarada derin bir uykuya daldığında, Basat ocağa demir bir şiş sokup kor haline getirir. Kor halindeki şişi, canavarın tek zayıf noktası olan, başının tepesindeki o tek göze saplayarak onu kör eder. Kör olan ve acıdan deliye dönen Tepegöz, mağaradan çıkmasını engellemeye çalışır. Sadece koyunların dışarı çıkmasına izin verir."

Bayraktar, Basat'ın kestiği bir koçun derisini yüzüp içine girdiğini ve Tepegöz'ün bacakları arasından sıyrılarak mağaradan dışarı çıkmayı başardığını belirterek, "Hikayenin sonunda, Tepegöz'ün kendisini kandırmak için sunduğu sihirli kılıcı ele geçirir ve canavarı kendi silahıyla boynunu vurarak alt eder. Onurlu bir varoluşun yol haritası bellidir. Bizim yapmamız gereken, İHA ve SİHA serüvenimizde yaptığımız gibi bugüne değil geleceğe odaklanıp, başkalarının belirlediği kuralları takip etmek yerine paradigma dönüşümü oluşturarak yepyeni bir kırılım yakalamaktır." diye konuştu.

"Kendi açık kaynaklı, şeffaf ve denetlenebilir yazılım, donanım ve teknoloji ekosistemimizi kurmalıyız"

Büyük dil modellerinin temel olarak bir istatistik tahminleme makinesi olduğunu belirten Bayraktar, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Yakın zamanda gerçekleşen ilerlemeler, aslında doğru yönlendirildiğinde bu kırılımın en büyük göstergesidir. Kaba işlem gücü yerine, insanın düşünsel yeteneğine benzer semantik iyileşmeler, bu makineleri çok daha az işlem gücüyle daha ileri bir seviyede başarıma ulaştırmıştır. İnsanlık, yüzyıllar boyu evreni gözlemledi, veriyi tablolar halinde biriktirdi. Topladığı verideki rastlantısal görünümlü niceliklerden, niteliksel bağlar kurarak, bir anlamda aklını kullanıp, soyutlandırarak, ardındaki o basit ama sanatsal diyebileceğimiz doğanın kanunlarını keşfetti.

Yer çekimini, gezegenlerin hareketlerini, elektromanyetik denklemleri, kuantum kuramını, matematiğin kusursuz diliyle ifade etti. İnsanoğlu bunu yaparken, devasa makinelerin bugün yaptığı gibi neredeyse sonsuz boyuta sahip bir uzayda, sonsuz deneme ve yanılma yaparak, adeta bu geniş uzayın her bir noktasını teker teker test ederek o kanunları bulmadı. kapasitesi 20 vattı dahi geçmeyen beyniyle kâinatın en derin şifrelerini kırdı. Harezmi de, İbn-i Sina da, Newton da, Cezeri de, Einstein da hepimizin sahip olduğu o aynı mucizevi insan beynine sahipti, teravatlarca enerji tüketen ruhsuz bir veri merkezine değil."

Bu sebeple, yapay zekayla alakalı ilerleme modelinin sadece donanım tekellerinin güdümündeki istatistiksel yığınlara dayanmaması gerektiğine değinen Bayraktar, "İnsanlığın bilimsel birikiminin üzerine inşa edilmiş, fiziksel alemi de içeren, dilin yapısı ve düşünsel yeteneklerin yapıtaşlarını merkeze alan melez bir yaklaşım olmalıdır. İstatistiksel makinesine ilave edeceğimiz her bir semantik yetenek, çok daha düşük işlem gücüyle çok daha karmaşık problemleri çözmemizin anahtarı olacaktır. Kendi açık kaynaklı, şeffaf ve denetlenebilir yazılım, donanım ve teknoloji ekosistemimizi kurmalıyız. " şeklinde konuştu.

Mümkünse ekosistemin her bir unsurunu bağımsızca geliştirebilme ve üretebilme kabiliyetine sahip olunması gerektiğine değinen Bayraktar, kısa vadede mümkün olmadığı durumlarda, iş birliklerine veyahut doğrudan dışarıdan temin yoluna başvurulabileceğine vurgu yaptı.

Bayraktar, dışarıdan alınan sistemlerin tümüne de, özellikle altyapı yazılımları ve donanımları söz konusu olduğunda açık kaynaklı modelinin şart koşulması gerektiğine dikkati çekerek, "Açık kaynak, verilerimizin mahremiyeti, güvenliği ve dijital egemenliğimizin vazgeçilmez unsurudur. Yaklaşan kuantum çağının tehditlerine karşı kalkanlarımızı bugünden örmeli, iletişim ağlarımızı kuantum dirençli şifreleme algoritmalarıyla donatarak, küresel tekellerin sızamayacağı otonom ve milli mimariler inşa etmeliyiz. Verilerin tekelleşmesine, tek elde toplanmasına asla izin verilmemeli. Ulusların ve toplumların egemenliği açısından, tek amacı kar maksimizasyonu olan dev teknoloji tekellerinin veri merkezlerinde tüm hayatımızın toplanmasının ne anlama geldiğini açıklamaya dahi gerek olmadığını düşünüyorum." şeklinde konuştu.

Verileri küresel dev tekellerin sunucularına teslim etmek yerine, federe öğrenme mimarilerinin hayata geçirilmesi gerektiğine dikkati çeken Bayraktar, "Veri, hastanelerimizde, kendi kurumlarımızda ve kendi sınırlarımız içinde kalırken, algoritmalarımız bu dağıtık ağlarda mahremiyeti bozmadan öğrenecek ve sadece ortak aklı merkeze taşıyarak bizi bu sömürü düzeninden kurtaracaktır. Kısıtlı kaynaklarımızı statükoyu koruyan hantal sistemlere değil, geleceğin harp ve sivil alanlarını şekillendirecek teknolojilere yatırmak durumundayız." dedi.

Görsel

"Teknolojik Dayanışma İttifakı kurmalıyız"

Yapay zekadan ileri çip teknolojilerine, kuantum bilgi işlemden robotik otomasyona uzanan bu yolda, devasa, merkezcil bir bulut yapısına ihtiyaç duymadan, doğrudan cihaz üzerinde çalışan uç bilişim modellerinin geliştirilmesi gerektiğine işaret eden Selçuk Bayraktar, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Geliştirdiğimiz yüksek teknolojiyi dost, kardeş ve mazlum halklarla paylaşarak sarsılmaz bir Teknolojik Dayanışma İttifakı kurmalıyız. Tekellerin dev veri merkezlerine mahkum olmadan, gücümüzü birleştirmek zorundayız. Gücümüzü birleştirirsek, bu tekellerin oluşturduğu örümcek ağını yırtıp atabiliriz. Bu birleşme sadece kağıt üzerinde bir ittifak değil, derin bir zihniyet devrimi olmalıdır. Biz bu devrimi, Milli Teknoloji Hamlesi vizyonuyla bir hayat biçimine dönüştürdük. Bu vizyonu gerçekleştirebilmek için en önemli unsur, insanın ta kendisi, geleceğin tam da kendisi olan genç nesillerimizdir.

Bundan 8 yıl önce TEKNOFEST'ler ile Anadolu'nun her köşesine ekmeye başladığımız o tohumlar, bugün artık boyu arşa uzanan dev çınarlara dönüşüyor. Bugün karşımızda duran kuşağı, sadece teknoloji geliştiren bir nesil olarak kalmıyor. Bu kuşak, kendi göbeğini kendi kesen, 'biz en iyisini yapabiliriz' diyen, zihinsel prangaları parçalamış, asil bir hürriyet kuşağıdır. Bu kuşak, yaptığı her işle, attığı her adımla o küresel örümcek ağının tellerini birer birer koparmaktadır. İşte bugün bu fuar alanında gördüğünüz, yeni nesil yapay zeka sistemlerimiz, doğadaki kuş sürüleri gibi birbiriyle haberleşen otonom sürülerimiz ve dünya harp doktrinini yeniden yazan tüm çalışmalarımız, son 8 yılda yetişen TEKNOFEST kuşağının imzasını taşımaktadır. Burada sergilenen her bir eser, sadece birer mühendislik başarısı değil, gökyüzünde, yeryüzünde ve dijital dünyada hür ve özgün var oluşumuzun perçinlenmiş mühürleridir."

Bayraktar, Milli Teknoloji Hamlesi'nin makineleşmeye karşı ruhen ve bedenen bir ayağa kalkış olduğuna işaret ederek, "8 yıl önce TEKNOFEST'lerde ektiğimiz tohumlar, kökü belli olmayan rüzgarlara karşı, mazisi ve istikameti belli koca çınarlar olarak köklerden göklere yükselecek. Hakikat şudur ki, istikbalin anahtarı başkalarının yazdığı karanlık satırlarda değil, âlemlerin mimarının kalbimize nakşettiği irademizde ve bir olmanın muazzam sırrındadır." şeklinde konuştu.

Konuşmasının ardından Bayraktar'a günün anısına Başkanı tarafından İstanbul semalarında Bayraktar TB2 ve KIZILELMA'nın olduğu minyatür çalışması takdim edildi.

Hediye takdiminin ardından Haluk Görgün, Genel Müdürü Murat İkinci, Genel Müdürü Ahmet Akyol, Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, AA Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Serdar Karagöz'ün de aralarında yer aldığı protokol üyelerinin katılımıyla günün anısına toplu fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.​​​​​​​

Kaynak: trtHaber

Son Haberler