2026 yılının ikinci yarısına girerken, Türk savunma sanayii için uzun süredir beklenen bir dönemeç livingston. Yıllardır geliştirilen ve prototipleri açıklanan, kapsamlı testlerin tamamlanmasıyla birlikte seri üretime geçen birçok sistem, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) envanterine girmeye başladı. Bu gelişme, yalnızca yeni silahların üretildiğini göstermekle kalmıyor, aynı zamanda Türkiye'nin savunma sanayinin tasarım, geliştirme ve test aşamalarından sürdürülebilir seri üretim kapasitesine ulaştığını da kanıtlıyor. Bu, tam da kilit stratejik başarıdır.
Bu dönemin en dikkat çekici gelişmelerinden biri, T-155 Panter 8x8 obüslerin teslimatlarının başlamasıydı. 155 milimetrelik bu obüsün yaklaşık 50 kilometre (30 mil) menzili var. Ancak en ayırt edici özelliği, mobiliteye tamamen odaklanmasıdır. Sekiz tekerleğin tümünden güç alan 8x8 platform üzerine monte edilen sistem, yüksek hızlarda hareket edebiliyor, hızlı ateş edebiliyor ve düşman ateşinden kaçmak için pozisyon değiştirebiliyor. Modern savaşta mobilite, ateş gücü kadar önemli. "Vur ve kaç" ilkesine göre çalışan bu sistemler, birliklerine yakın ateş desteği sağlarken, aynı zamanda hayatta kalma oranlarını önemli ölçüde artırıyor. TSK'ya teslim edilen ilk 40 T-155 Panter, kara kuvvetlerinin ateş destek kabiliyetlerini önemli ölçüde güçlendirecek.
Uzun süredir beklenen Altay ana muharebe tankı da seri üretime girdi. Yeni fabrikanın tam kapasiteyle çalışmaya başlamasıyla birlikte, üretim yılda iki haneli rakama ulaşması bekleniyor. Bu rakam, önümüzdeki yıllarda daha da artması bekleniyor. Türk Deniz Kuvvetleri de önemli bir güç çarpanı kazanıyor. İstif sınıfının ikinci gemisi olan TCG İzmir (F-516), yaklaşık 115 metre uzunluğu, 15 metre genişliği ve 130'dan fazla personelin taşıyabileceği bir mürettebat kapasitesiyle filoya katılıyor. Geminin en dikkat çekici özelliği, tamamen yerli sistemlerle donatılmış olması. Aselsan, Havelsan ve MKE tarafından geliştirilen sistemlerle, Asfat'ın ana yüklenicisi olduğu gemi, Ulusal Dikey Fırlatma Sistemi, Atmaca gemisavar füzeleri, Gökdeniz yakın hava savunma sistemi, 76 mm deniz topu ve gelişmiş sonar ve denizaltı savunma sistemlerini içeriyor.
Türkiye, bugün yalnızca yeni savaş gemileri üretmekle kalmıyor, aynı zamanda daha önce yurt dışından alınan savaş gemilerindeki yabancı menşeli elektronik harp, silah, radar ve yangın kontrol sistemlerini yerli geliştirilen sistemlerle değiştiriyor. Diğer bir deyişle, mevcut eski savaş gemileri filosunu millileştiriyor. Tüm bu çalışmalar, Asfat liderliğinde Deniz Gemi İnşa Komutanlıklarında yürütülüyor. Suskun ve gösterişsiz bir şekilde yürütülen bu dönüşüm, aslında Türk deniz kuvvetleri için gerçek bir devrim niteliğinde. Bir başka uzun süredir beklenen gelişme ise Bayraktar Kızılelma'nın seri üretiminin başlaması. Kızılelma, yalnızca bir İHA (insansız hava aracı) değil, düşman hava gücüne karşı önleyici hava muharebesi gerçekleştirebilen ve yüksek manevra kabiliyetine sahip olan ilk AI destekli insansız savaş uçağı konseptlerinden biri. İlk teslimatlar yıl sonuna kadar planlanıyor. Bu gelişme, TSK'nın gelecekteki mürettebatlı-mürettebatsız karma operasyon konsepti için kritik önem taşıyor. Kaan milli savaş uçağı projesinde de önemli bir aşama kaydedildi. Seri üretime ilişkin kararın bu yıl verilmesi beklenirken, milli motor geliştirme programı için laboratuvar testleri tamamlandı ve saha testlerine başlanıldı. Türk Havacılık ve Uzay Sanayii (TAI) tarafından kurulan yeni motor geliştirme tesislerinde binlerce test gerçekleştirildikten sonra, milli motorun 2030 yılı civarında hizmete girmesi hedefleniyor. Motor teknolojisi, savunma sanayii alanındaki en zorlu alanlardan biri. Türkiye, şimdi bu kritik eşiği de aşmaya hazırlanıyor. Yerli uçak platformlarında da önemli gelişmeler yaşanıyor. Hürkuş-2 eğitim uçağının seri üretime geçmesiyle teslimatlar başladı. Bu, Türk pilotların eğitimlerini tamamen yerli üretilen platformlarda tamamlayabilecekleri anlamına geliyor. Geçmişte, pilot eğitimleri için yurt dışında yıllık 100 milyon doların üzerinde harcama yapılıyordu; şimdi bu kaynaklar ülke içinde kalacak. Ayrıca, Gökbey helikopterinin uluslararası sertifikasyon süreci neredeyse tamamlanmak üzere. Sertifikasyon finalize edildiğinde, ihracat için yol açılacak. Türkiye'nin hava savunması ve elektronik harp alanındaki yatırımları da aynı tempoda devam ediyor. Siper Blok-1'in üretimi sürerken, Blok-2 seri üretime hazırlanıyor. Blok-3'ün testleri devam ediyor. Elektronik harp alanında, Koral-2 sistemleri üretime girdi. Uzun menzilli radar sektöründe, Alp-300, Türk savunma sanayii tarafından ulaşılan seviyeyi gösteren önemli bir aşama haline geldi.
Yaklaşık 600 kilometre menzile hedefleri tespit edebilen Alp-300, Türkiye'nin yabancı kaynaklara bağımlılığını büyük ölçüde sona erdirmektedir. Daha da önemlisi, sistemin taşınabilir tasarımı, havadan platformlara entegre edilmesini sağlar. Bu, yer tabanlı radarların Dünya'nın eğriliği nedeniyle oluşan kör noktalarını büyük ölçüde ortadan kaldırır. Sonuç olarak, erken uyarı ve kapsamlı bir hava resmi oluşturulması açısından önemli bir stratejik avantaj sağlar. Tüm bu gelişmeler birlikte dikkate alındığında, net bir resim ortaya çıkar. Türkiye artık sadece savunma projeleri geliştiren bir ülke değildir. Bu projeleri seri üretime sokabilen ve silahlı kuvvetlerine teslim edebilen bir savunma sanayii ekosistemi kurmuştur. Kara, hava, deniz, elektronik harp, hava savunması ve radar teknolojilerindeki eş zamanlı ilerleme, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) caydırıcılık kabiliyetlerini önemli ölçüde artırır. Elbette masih çok iş yapılması gerekiyor. Ancak bugün ulaştığımız nokta, Türkiye'nin savunma sanayii tarihinde yeni bir dönemin başladığını açıkça gösteriyor. Bu vesileyle, Türkiye'nin savunma sanayisine katkıda bulunan tüm kurumlar, mühendisler, teknisyenler, işçiler ve TSK'nın kahraman üyelerine içtenlikle tebriklerimi sunmak istiyorum.