Cihat Yaycı, Türk Silahlı Kuvvetlerine güvenin temel olduğunu vurgularken, İsrail’in Ebu Zuhur saldırısını tek vuruşluk bir eylem olarak tanımladı ve bu tür provocasyonların Türk Milleti içinde köken farklılıklarını aşarak birleşme eğilimini gösterdiğini belirtti.
- Türk Deniz Kuvvetleri’nin gücü ve inşaat kapasitesi, Mavi Vatan politikasının uygulanmasında kritik rol oynuyor.
- Savunma sanayisindeki ilerleme, dış bağımlılığı azaltarak stratejik özerkliği artırıyor.
Yaycı, Türk Deniz Kuvvetleri’nin tüm denizlerde varlığını sürdürebildiğini, Somali’de, Hint Okyanusu’nda, Akdeniz’de ve Karadeniz’de görev yaptığını ve bu bölgelerde sürekli karakol tuttuğunu belirtti. Gemilerin tasarımının ulusal kaynaklarla yapıldığını, tersanelerinin tecrübeli olduğunu ve artık aynı tip fırkateyni birden fazla tersane tarafından inşa edilebilecek seviyeye gelindiğini söyleyerek, dış teknoloji bağımlılığının azaldığını vurguladı. Ayrıca, 30’dan fazla geminin kızakta inşa edildiğini ve üretim sürecinin altı ay ile bir yıl arasında fırkateyn üretimine kapasiteye ulaşabildiğini ifade ederek, deniz gücünün hızlı genişlettiğini gösterdi. Bu kapasite, sadece milli ihtiyaçları karşılamakla kalmıyor, aynı zamanda başka ülkelere gemi ihracatı yapılarak uluslararası pazarda yer alıyor. Yaycı, bu gücün saldırgan bir niyetle kullanılmayacağını, ancak Türkiye’nin topraklarına karşı her türlü tehdidi engellemek için gerekli tüm önlemlerin alınacağını net bir dille ifade ederek, devlet ve ordunun güveniyle ulusal bütünlüğün korunması gerektiğini hatırlattı.
Bu gelişme, Türkiye’nin deniz gücünü güçlendirmeyi ve savunma sanayisinde yerli üretimi artırmayı öncelikli hedef olarak gösteriyor. Ayrıca, Mavi Vatan’da sürekli varlık göstererek denizdeki çıkarlarını koruma stratejisinin somutlaştuğunu gösteriyor.
Tam Metin
Cihat Yaycı:
“Türk Silahlı Kuvvetlerimize herkes güvensin.
İsrail gelip Ebu Zuhur’u vurdu. Bunlar tek vuruşluk işlerdir. Bir defa vurur, karşı tarafın sabrını sınarsın. Sonra başka bir adım atar, yine tepkisini ölçersin.
Ancak söz konusu İsrail ve Yunanistan olduğunda Türk Milleti şu köken, bu köken diye ayrılmaz; tek yumruk olur. Çocukları ve yaşlıları hariç tuttuğunuzda 30 milyon Türk erkeği gerektiğinde Türk ordusu olur. Türk Milleti böyledir.
Bunu çok açık söylüyorum: 30 milyonluk Türk ordusu karşısına çıkanı böcek gibi ezer. İsrail’i de ezer, başkasını da ezer.
Türk Deniz Kuvvetleri çok güçlü ve eğitimlidir. Türk Deniz Kuvvetleri uyumaz. Donanmamız Mavi Vatan’da ve Mavi Vatan’ın ilerisinde sürekli karakoldadır.
Somali’de Türk Deniz Kuvvetleri vardır. Hint Okyanusu’nda, Akdeniz’de ve Karadeniz’de vardır. Türk Deniz Kuvvetleri her yerdedir.
Türk Deniz Kuvvetleri için şu anda 30’dan fazla gemi kızakta inşa ediliyor. Öyle bir seviyeye geldik ki altı ay ile bir yıl arasında fırkateyn inşa edebiliyoruz. Çünkü gemilerin dizaynı bize aittir.
Dizayn için ayrıca para ve zaman harcamamıza gerek kalmıyor. Tasarımlarımız hazırdır, tersanelerimiz son derece tecrübelidir. Artık aynı tip fırkateyni inşa edebilecek seviyede birden fazla tersanemiz bulunmaktadır.
Üstelik artık yalnızca kendi gemilerimizi inşa etmiyor, başka ülkelere de gemi satıyoruz. Savunma sanayisinde ve askeri gemi inşa sektöründe muazzam işler yapıyoruz. Devletimize ve ordumuza güvenelim.
Fakat bu güç, bizim herkese kafa tutacağımız anlamına gelmez. Bizim böyle bir niyetimiz yoktur. Türkiye’nin hiç kimsenin toprağında gözü yoktur. Ancak bizim toprağımızda gözü olanın da gözünü çıkartırız. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın.
Devletimiz büyük devlettir. Etnik kökenine bakılmaksızın herkes devletimizin etrafında, Türk Milleti çatısı altında kenetlenmelidir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne ve Türk Silahlı Kuvvetlerine güvenmeliyiz.”
Videonun tamamı https://www.youtube.com/watch?v=kv_jE5uoLpI