Güney Kore merkezli Hanwha Aerospace, Fransa merkezli savunma teknolojileri şirketi Thales ile, uzun menzilli füzelerin ortak üretimi için bir Mutabakat Muhtırası imzaladı.
Söz konusu anlaşma, Hanwha’nın Chunmoo güdümlü füze ailesinin Thales’in X-Fire lançer platformuna entegre edilmesini öngörüyor. Böylece 80 kilometreden 290 kilometreye kadar uzanan menzillerde hassas vuruş gerçekleştirebilen birleşik bir sistem ortaya çıkacak.
Bu menziller, modern bir harekât sahasının derinliğini kapsamanın yanı sıra, Avrupa ordularının büyük bölümünün mevcut kara konuşlu ateş destek sistemleriyle erişebildiği mesafelerin de ötesine geçiyor.
Chunmoo’nun Avrupa yükselişi
Chunmoo, Güney Kore tarafından yerli olarak geliştirilen çok namlulu roketatar sistemi olarak öne çıkıyor. Sistem, kabiliyet açısından ABD yapımı M270 Çok Namlulu Roket Sistemi (MLRS) ve M142 HIMARS’ın doğrudan rakibi konumunda bulunuyor. Her iki Amerikan sistemi de Ukrayna’daki operasyonel kullanımları sayesinde geniş çapta tanınmıştı.
Amerikan sistemleri son yıllarda ihracat gündemini domine ederken, Hanwha ise sessiz fakat istikrarlı bir şekilde Avrupa ve diğer bölgelerde müşteri portföyünü genişletmeyi başardı. Şirket, Polonya, Romanya ve diğer NATO üyeleriyle anlaşmalar imzalayarak, Amerikan sistemlerine eşdeğer kabiliyet arayan ancak beraberinde gelen siyasi ve lojistik bağımlılığı azaltmak isteyen ülkelerin dikkatini çekti.
Chunmoo’nun cazibesi yalnızca geniş mühimmat yelpazesinden değil, aynı zamanda Güney Kore’nin ihracat izinleri ve sanayi iş birliği süreçlerinde ABD’ye kıyasla daha hızlı hareket edebilmesinden kaynaklanıyor.
Üç farklı füze, geniş görev yelpazesi
Hanwha’nın Thales X-Fire lançerlerine entegre etmeyi planladığı üç farklı füze tipi, hassas vuruş görevlerinin farklı segmentlerine hitap ediyor.
Bunlardan ilki olan CGR-080, yaklaşık 80 kilometre menzile sahip 239 mm çapında güdümlü bir roket. Bu mühimmat, HIMARS ve M270 sistemlerinde kullanılan GMLRS mühimmatlarıyla benzer operasyonel sınıfta yer alıyor.
CTM-MR ise yaklaşık 160 kilometrelik menziliyle orta menzil sınıfında konumlanıyor ve günümüzde birçok Batılı roket topçu sisteminin standart mühimmatlarının ötesinde bir angajman kapasitesi sunuyor.
Üç mühimmat arasında stratejik açıdan en dikkat çekeni ise 290 kilometre menzile sahip taktik balistik füze CTM-290 olarak öne çıkıyor. Sistem, daha önce hava taarruzları veya seyir füzeleri gerektiren hedefleri vurabilme imkânı sağlıyor. Bu da hem maliyetleri düşürüyor hem de lojistik yükü önemli ölçüde azaltıyor.
NATO’nun “derin taarruz” ihtiyacına yanıt
Thales’in ortaklığa sunduğu X-Fire sistemi, yüksek hareket kabiliyeti ve süratli konuşlandırma özelliklerine sahip tekerlekli bir lançer platformu olarak tasarlandı. Bu konsept, modern yüksek yoğunluklu çatışmalarda sabit veya yavaş hareket eden topçu unsurlarının kolaylıkla imha edilebildiğini gözlemleyen NATO ordularının geliştirdiği harekât doktriniyle örtüşüyor.
Hanwha’nın uzun menzilli hassas mühimmatlarının bu mobil platformla birleştirilmesi, sistemin atış sonrası süratle mevzi değiştirmesine imkân tanırken, düşmanın karşı batarya faaliyetlerini de zorlaştıracak. Aynı zamanda lançer birliklerine güvenli mesafeden hedefleri angaje etme imkânı sağlayacak.
İmza töreninde konuşan Thales Araçlar ve Taktik Sistemler Başkan Yardımcısı Julien Assoun, anlaşmanın amacını şu sözlerle açıkladı:
“Bu mutabakat, ortaklığımızı güçlendiriyor ve uzun menzilli hassas vuruş kabiliyetlerini geliştirerek uluslararası pazardaki iş birliğimizi pekiştiriyor. Birlikte, derin taarruz alanındaki mevcut operasyonel ihtiyaçları karşılamak için esnek ve birlikte çalışabilir çözümler sunacağız.”
Askerî terminolojide “derin taarruz” kavramı; düşman kuvvetleri, komuta merkezleri, lojistik üsler ve kritik altyapı unsurlarının cephe hattının gerisinde vurulmasını ifade ediyor. NATO, Avrupa’nın askerî kabiliyetlerinde uzun menzilli hassas ateş desteğini kritik bir eksiklik olarak tanımlıyor. Ukrayna savaşı ise bu açığın göz ardı edilemeyeceğini açık biçimde ortaya koydu.
Ukrayna’nın HIMARS sistemleriyle mühimmat depoları, komuta merkezleri ve köprü geçişlerini etkisiz hale getirmesi, operasyonel derinlikte hassas roket topçusunun savaş alanındaki dengeyi değiştirebileceğini gösterdi. Bu nedenle ciddi savunma planlaması yapan tüm Avrupa orduları benzer dersler çıkarmış durumda.
Hanwha Aerospace Avrupa İş Geliştirme Ekibi Başkanı Kyoung-hoon Kang ise anlaşmayı, şirketin Avrupa savunma sanayi ekosistemine entegre olma stratejisinin ilk adımı olarak değerlendirdi.
“Bu mutabakat, Hanwha Aerospace’in güdümlü füzelerinin Thales lançerlerine entegrasyonu yönünde atılan ilk adımdır. Fransız ve Avrupalı savunma şirketleriyle iş birliğimizi genişletmeye ve yerel sanayiyle uzun vadeli ilişkiler kurmaya kararlıyız.”
Bu yaklaşım önem taşıyor çünkü Avrupa savunma tedarik politikaları giderek daha fazla sanayi katılımını önceliklendiriyor. Yerel tedarik zincirlerine ve üretim altyapısına entegre olan yabancı şirketler, yalnızca ürün ihraç eden firmalara kıyasla daha avantajlı konuma geliyor.
Hanwha’nın Polonya’da uyguladığı model de bu stratejinin bir örneği niteliğinde. Chunmoo anlaşması kapsamında teknoloji transferi ve yerel üretim unsurlarının dahil edilmesi, Güney Kore sistemlerinin siyasi açıdan kabul görmesini kolaylaştırmıştı. Benzer bir modelin Fransa ve genel Avrupa pazarı için Thales ortaklığı üzerinden uygulanması, Hanwha’ya kıtanın en etkili savunma şirketlerinden biri aracılığıyla önemli bir giriş kapısı sağlayabilir.
Öte yandan imzalanan mutabakat henüz bağlayıcı bir üretim sözleşmesi niteliği taşımıyor. Taraflar herhangi bir üretim taahhüdü veya mali detay paylaşmadı. Anlaşma, teknik entegrasyon çalışmalarının başlamasına imkân tanıyacak resmî bir mühendislik iş birliği çerçevesi oluşturuyor. Nihai ticari sonuçlar ise yürütülecek teknik çalışmaların başarısına ve Avrupalı müşterilerin ortaya koyacağı talebe bağlı olacak.
Avrupa hükümetlerinin savunma bütçelerini hızla artırdığı ve uzun menzilli ateş destek sistemlerine yönelik yatırımlarını yoğunlaştırdığı dikkate alındığında, Hanwha ve Thales’in hedeflediği pazarın Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana en hızlı büyüme dönemini yaşadığı değerlendiriliyor.
Kaynak: M5, Army Recognition