Yeni bir araştırma makalesi, ABD Uzay Kuvvetleri'nin (Space Force) uzaydaki çatışmaya ilişkin politikalarını daha net tanımlaması ve çeşitli senaryolar için daha iyi tatbikatlar yapması gerektiğini savunuyor.
Metin, Mitchell Enstitüsü tarafından Ocak ayında düzenlenen bir atölye çalışmasından doğdu. Yaklaşık 50 uzay uzmanı, uyduların ve uzay araçlarının gri bölge veya hatta savaş zamanı çatışmalarında kullanılabileceği yeni yöntemleri hayal etti. Bu senaryolar arasında Avrupa'daki Rus siber saldırıları, ABD uydularının karartılması, Cape Canaveral köprülerinin gizemli olarak yok edilmesi, yakın zamanda koordinasyon yapılmadan devre dışı bırakılan bir Avrupa ticari uydusunun yeniden konumlandırılması, Orta Batı'daki şebeke güçlerinin devre dışı bırakılması ve hatta alçak yörüngede kimliği belirsiz bir "nükleer patlama" yer alıyor.
Mitchell Enstitüsü bulgularına göre, uzay odaklı bir saldırının arkasındaki faili belirlemek ve ABD ordusunun nasıl uygun bir şekilde yanıt vereceğini tespit etmek genellikle zordur. Araştırmacılar, "Uzay, benzersiz bir karmaşıklığa sahip bir savaş ortamı sunar. Bu alanın küresel ve teknik doğası, düşmanca eylemlerin anlaşılmasını ve yanıt verilmesini karmaşıklaştırıyor" ifadelerini kullandı. Sonuç olarak, atfedilebilirlik, tırmanış yönetimi ve inandırıcı yanıt seçimi son derece zorlu hale geliyor. Ayrıca uzayda alınan önlemler nadiren izole veya yerel etkiler üretir; bunun yerine coğrafi komutanlık komutlarını, sivil altyapıyı ve küresel çıkarları etkileyen bir domino etkisi yaratır.
ABD Uzay Kuvvetleri, savaş odaklı bir kimliği benimsemekte ve hizmetin altı yıllık tarihinde en büyük bütçeyi talep etmektedir. Ancak Uzay Kuvvetleri büyüdükçe, orduyun gelecekteki çeşitli saldırılara nasıl yanıt vereceğine dair normlar ve yasalar eksik kalmaktadır. Rapor, saldırıların atfedilebilirliğindeki artan belirsizlik ve zorluğun ABD'nin kararlı hareket etmesini zorlaştırdığını belirtiyor. Atölye tartışmaları, uzayın geleneksel coğrafi ve yasal yapıları reddeden, atfedilebilirliği karmaşıklaştıran ve rakiplerin açık silahlı çatışma eşiklerinin altında zorlayıcı davranışları normalleştirmesine olanak tanıyan bir alan olarak doğasını vurguladı. Katılımcılar, bu belirsizliğin karar alma süreçlerini yavaşlattığı ve giderek daha düşmanca eylemlerin kabul edilmesini şartlandırdığı için rakiplerin lehine olduğunu vurguladı.
Asya, Avrupa ve Orta Doğu sahneleri uzay saldırılarından hedef alınabilir. Katılımcılar, ABD Merkezi Komutanlığı'nda bölgesel GPS karartmalarının havayollarını felç etmesi veya Çin'in Hint-Pasifik bölgesinde bir anti-uydu silahı fırlatarak yörünge enkazının Uluslararası Uzay İstasyonuna zarar vermesi ve bir ABD astronotunun ölümüne neden olması gibi olasılıkları tartıştı. Ayrıca ABD sistemlerinin yakınına yerleştirilen uydular da senaryoya dahil edildi.
ABD'ye yönelik daha doğrudan saldırılar da orduyun uzay operasyonlarını sekteye uğratabilir. Raporun diğer örnekleri arasında, Florida uzay kompleksindeki görevleri durduracak anakaraya bağlayan tüm köprülere yönelik kimliği belirsiz "patlamalar" veya Kaliforniya'daki Vandenberg Uzay Kuvvetleri Üssü gibi Batı Kıyısı tesislerine bir denizaltının 20 adet konvansiyonel balistik ve seyir füzesi fırlatması yer alıyor.
Katılımcılar, raporun belirttiği gibi uzayın "belirsizlik ve gecikme ile karakterize edilen bir karar ortamı" olduğunu söyledi. Belirli uzay tabanlı saldırıların nedenini belirlemek ve potansiyel bir askeri yanıtı hesaplamak karmaşık olsa da, Mitchell araştırmacıları bunun Uzay Kuvvetleri politikasını şekillendirmesi gereken gerekli bir egzersiz olduğunu söyledi. "Bunların hiçbirinin teorik olarak kalması mümkün değil. Guardians (Uzay Kuvvetleri personeli), ortak kuvvet liderleri, müttefikler ve ortaklar..."